• Fenerbahçe haberleri
  • Galatasaray haberleri
  • Beşiktaş haberleri
  • Trabzonspor haberleri
  • Adana Demirspor haberleri
  • Ankaragücü haberleri
  • Antalyaspor haberleri
  • Fatih Karagümrük haberleri
  • Gaziantepspor haberleri
  • Giresunspor haberleri
  • Hatayspor haberleri
  • Kasımpaşa haberleri
  • Kayserispor haberleri
  • Konyaspor haberleri
  • Medipol Başakşehir haberleri
  • Sivasspor haberleri
  • Ümraniyespor haberleri
  • İstanbulspor haberleri

Son Dakika

    TUT ŞUNUN UCUNU…

    Yazının Giriş Tarihi: 06.10.2022 10:13
    Yazının Güncellenme Tarihi: 06.10.2022 10:13

    Süper Lig’in 8. Haftasını geride seyir keyfi anlamında pekte zevk almadığımız derbi maçı ile beraber bırakıp 9. Haftaya doğru yelken açtık.

    8. Hafta sadece seyir keyfi düşük bir derbi izlemedik aynı zamanda; 1. Hafta 27 gol, 2. Hafta 20 gol,  3. Hafta 31 gol, 4. Hafta 23 gol, 5. Hafta 18 gol,  6. Hafta 22 gol, 7. Hafta 30 gol ve 8. Haftada gol kısırlığı yaşadık 15 gol izleyebildik.

    Halbuki futbol bir eğlence aracı, insanların adeta izlerken bambaşka hayallere daldığı, sahnedeki aktörlerle bütünleştiği bir tiyatro olmalı.

    Yani her şey Eduardo Galeano’nun satırlarında anlattığı gibi;

    “Oyuncular, ayaklarıyla, tribünlerde ve ekranları başında yürekleri kabarmış, binlerce ya da milyonlarca meraklıya hitap eden bir gösteride rol alırlar. Bu oyunun yazarı kimdir? Teknik direktör mü?Yapıt çoktan aşmıştır yazarını. Oyunun gelişimi oyuncuların moraline ve yeteneklerine bağlıdır. Belirleyici olan şanstır ve rüzgâr gibi ne yöne eseceği belli olmaz. Bu yüzden oyunun sonu hem seyirciler hem de oyuncular açısından tam bir bilmecedir. Bunun istisnaları rüşvet ve öbür talihsizliklerdir.

    Yüce futbol tiyatrosunun içinde kaç tiyatro vardır sizce? Ya da, yeşil dikdörtgenin içine kaç sahne sığar? Öbür oyuncuların yalnızca ayaklarıyla oynadıklarını düşünmek saflık olur.

    Karşısındakini dehşete düşürmekte birebir olan bazı usta aktörler de vardır: Böyleleri önce, karıncayı bile incitmeyen bir melek yüzü takınır; sonra iter, küfreder, tükürür, rakibinin gözüne toprak atar, çenesine oturaklı bir dirsek vurur, bir dirsek de kaburgalarına indirir, formasından ya da saçından çeker, ayaktayken ayağına, yerdeyken eline basar ve bunları hakemin arkası dönükken, yan hakem de bulutları seyrederken yapar.

    Bu aktörlerin bazılarının avantaj sağlamada üzerlerine yoktur. Ahmak gibi durup bön bön bakarak iş çevirir bunlar. Taç atışını, serbest vuruşu ya da faul atışını hakemin gösterdiği noktanın fersah fersah ötesinden kullanırlar. Baraj kurmaları gerektiğinde de yavaş yavaş ayaklarını kaydırmaya başlarlar; bu arada her nasılsa bir uçan halı onları alıp topa vuracak oyuncunun üzerine atıverir.

    Vakit geçirme konusunda da uzmanlaşmış aktörler vardır. Bir anda çarmıha gerilmiş bir kurban suratı takınır ve acı içinde yuvarlanmaya başlar. Başını ya da dizini tutarak uzanır çimenlere. Dakikalar geçer, masör kaplumbağa hızıyla gelir saha kenarından. Masör ter içindedir, pomat kokar ve ille de boynunda bir havlu vardır. Bir elinde su matarası, öbüründe ise her derde deva ilacını taşır. Saatler, hatta yıllar geçer ve hakem ölü gibi yatan oyuncunun sahadan çıkarılmasını ister. İşte o anda bir diriliş mucizesi yaşanır; ölü bir anda fırlar ve ayağa kalkar.” olmalıydı biraz…

    Peki neden?

    Bu  kadar paraların havalarda adeta uçuştuğu, öyle veya böyle, şu nedenle veya bu sebeble yolu Süper Lig’e düşmüş, isminin önüne “yıldız” sıfatını ekleyebileceğimiz futbolculara ve “Teknik Direktörlere” rağmen bu işler istediğimiz gibi gitmiyor.

    Bir yerde sıkıntı var! Tabi görmek isteyene, bu sebebi ortadan kaldırabilmek veya en asgariye indirebilmek adına anlamak isteyene göre…

    Bazen öyle zaman geliyor ki! Aynı dertden müzdarip olanlar bile aynı çemberin içinde yer almıyorlar.

    Çünkü Türk futbolunun içinde bulunduğu “foseptik çukuru” yıllardır temizlenmediği için artık etrafa yayılan iğrenç kokusu bile futbolseverleri zehirliyor, havasız bırakıyor.

    Mesela bugünlerde Ajansspor’un haberinde yer alan ve ortalığı toz dumana çeviren bir “boru” konusu var…

    Konunun geçtiği yer Vodafone Park stadyumu, hani şu hibrit çimi, yüz tanıma sistemi falanı, filanı ile şaşalı açılışına şahit olduğumuz, Beşiktaşlılara göre “Şeref Bey” stadı…

    Vodafone Park yapılırken 259 bin 891 metre boru ve 528 bin 297 adet ek malzeme ödemesi yapıldığı halde kulübe teslim edilmemiş.

    259 bin 891 metre  yani nereden baksanız, İstanbul – Edirne veya İstanbul-Bursa arası kadar mesafe boru mevzuu var.

    Bu konuyla alakalı Beşiktaş Kulübü, eski başkan sayın Fikret Orman’a  bir kez daha tazminat davası açtı. Bu olayın bir ilginç tarafıda “mükerrer ödemeler” olduğu iddiaların olması.

    Haberin basında yansımasında bu yana Beşiktaş eski başkanı sayın Fikret Orman’dan henüz bir açıklama gelmedi.

    Bu işler nereye gider? Bilinmez ama bu gibi kirli işlerin anıldığı konuların maddi boyutunu toplasak ülkenin dış borcunun büyük bir kısmını rahatlıkla öderiz gibi geliyor.

    Yaşananlar eski bir reklam filmini hatırlattı ister, istemez.

    Şarkısının sözleri halkın dilinde dolaşır hâle gelmiş;

    Tut şunun ucunu döşeyelim abi,

    Mutfağa banyoya ulaşalım abi…

    Belli ki birileri, bir yerlere boruyu döşemiş. Bu işin sonunda gerçekler dileriz ortaya çıkar ve bu işlerin önlene bilmesi adına hukuk gerçek adaleti sağlar.

    Yoksa kayıp maddiyatın karşılığı, nasıl olsa bi’şekilde futbolseverin cebinden çıkartılıyor tabi nereye kadar?

    Bakalım futbolseverler özellikle kulüplerin kongre üyeleri sizlere ne zaman dur diyecek?

    Yükleniyor..
    Yorum Ekle
    Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
    Yorumlar
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.