Son Dakika

    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

    'Süleyman Demirel'i geçtim'

    Kuddusi Müftüoğlu, “7 kez bıraktım, 8 kez geri döndüm. Süleyman Bey’i (Demirel) geçtim. Bunu Oğuz Sarvan da bilir. 2008 yılında bana hakemliği bırakmam gerektiğini söyledi. Ancak o da gördü ki, deneyim önemli. Ertesi sezon 24 maçla Süper Lig’in en çok karşılaşma yöneten ismi oldum. Bu bana yetti” diye konuştu.
    Haber Giriş Tarihi: 15.01.2014 08:16
    Haber Güncellenme Tarihi: 15.01.2014 06:17
    https://www.fotospor.com
    kapak resmi

    O, hakem camiasının nam-ı diğer “Hacı abi”si... Geçen hafta Belek’te son kez katıldığı hakem seminerinde, arkadaşlarına gözyaşlarıyla veda ederken dakikalarca ayakta alkışlanan, “Yaptığım işten asla pişmanlık duymadım, aksine doya doya yaşadığım hakemliği tam zamanında bırakıyorum” ifadeleriyle duracağı yerin altını kalın harfler ile çizen Kuddusi Müftüoğlu, kişiliği, yaşam felsefesi ve ilişkileri ile örnek bir insan portresi...
    Hakemlik hayatını öyle veya böyle noktalayan pek çok meslektaşı gibi geçmişi eleştirip sorgulamak yerine, kurumlar ve sistem üzerinden konuşmayı tercih eden, insanları incitmeden de doğruların gösterilebileceğine inanan hümanist bir kişilik.

    Apoletinde şehir planlamacısı, futbol hakemi, fahri konsolos gibi unvanlar bulunduran Müftüoğlu, şimdi de aynı başarıyı doğup büyüdüğü Alanya’nın Belediye Başkanlığı’nda gösterebilmek için kolları sıvamış. 15 yıllık üst klasman hakemliği ve FIFA kokartı bir yana, siyaset bir yana onun için... İşte dün, bugün ve yarınlara dönük projelerini Milliyet’e anlatan Müftüoğlu ile yaptığımız dolu dolu söyleşinin detayları:

    Geriye baktığında o süreçle ilgili ne düşünüyorsun?

    -Hakemlik yaşamımı ikiye ayırıyorum. UEFA Konvansiyonu öncesi ve sonrası. Türk hakemliği için konvansiyona girmek bir milat ve devrimdir. Öncesinde yerel hedefler ve kişisel keyfiyetler vardı. Sonraki dönemde kişiler değil, sistem ön plana çıktı. Konvansiyona girmek Avrupa Birliği’ne üye olmak gibi bir şey. Artık MHK Başkanı kim olursa olsun bu sistemin dışına çıkamaz. Size bir örnek vereceğim, 2003 yılında Metin Tokat, Erol Ersoy ve Orhan Erdemir hiçbir gerekçe gösterilmeden FIFA listesinden çıkarıldı. Bugünkü anlayış olsa asla kimse bunu yapamazdı. Samimi söylüyorum onların liste dışı kalması, bugün Cüneyt Çakır, Fırat Aydınus ve Bülent Yıldırım’ın kokartlarının alınmasından farksızdı. Bakın, o ağabeylerimin yerine listeye ben alınmış olmama rağmen söylüyorum bunu, o gün Türk hakemliği için kırılma noktası idi. Askeri bir düzen vardı, şimdi kendini değerli hisseden, düşüncelerini özgürce dile getiren, katılımcı bir hakem ordusu var. Bunun önüne geçilemez.

    Her hakemin geçmişte unutamadığı bir olayı vardır. Senin anın ne?

    -Tekrarına karar verilen Beşiktaş-Gençlerbirliği maçını unutamam. Maç sonrası kaldığım otele geldim. Televizyonu açtım. Herkes maçın tekrarı konusunda görüş bildiriyordu. Bize de ek rapor yazıp prosedürü tamamlamak kalmıştı. Sabaha kadar gözüme uyku girmedi, çünkü haklı olduğumu düşünüyordum. Sonrasında 3 ay maç vermediler bana. FIFA kokartım gitti, hakemliği bırakma aşamasına geldim. Bugün Barış Şimşek’in psikolojisini ve yaşadıklarını çok iyi anlıyorum. Unutmadan söyleyeyim (gülerek) 7 kez bıraktım, 8 kez geri döndüm. Süleyman Bey’i (Demirel) geçtim. Bunu Oğuz Sarvan da bilir. 2008 yılında bana hakemliği bırakmam gerektiğini söyledi. Ancak o da gördü ki, deneyim önemli. Ertesi sezon 24 maçla Süper Lig’in en çok karşılaşma yöneten ismi oldum. Bu bana yetti.

    O yıllarda hata yapan hakem, adeta infaz ediliyordu değil mi?

    -İnfaz ne kelime? Yöneticilerimiz hata yapanı uzun süre maç vermeyerek cezalandırırken, kendi elleriyle hakemin sonunu hazırlıyorlardı. Bugün olsa aynı sıkıntılar yaşanmazdı. Zaten şimdi çok farklı bir bakış açısı var. Jaap Uilenberg’in katkıları tartışılamaz.

    Bunca yıllık deneyimin ile, hakem arkadaşlarına ne önerirsin?

    -Benim hayat felsefem aslında bu. İsteyen mesaj olarak algılayabilir. Bir, iletişim ve ilişkilerde dikkatli oldum. İki, asla dedikodu yapmadım. Üç, hakemliği hiçbir dönem karşılık bekleyerek yapmadım. Dört, kimsenin karşısında eğilip bükülmedim. Çok üzüldüğüm günler de oldu, ama hep arkadaşlarımın başarısı için dua ettim.

    Farklı davranan hakemler var mı?

    -Var elbette. Hakemlerin yüzde 80’inin düzenli bir mesleği ve geliri yok. Kimi ev alıyor, kimi araba. Maç yönetecekler ki, taksitlerini ödeyebilsinler. Bir maça çıkamayınca düzenleri alt üst oluyor. Görev gelmeyince, beklediği maça giden diğer hakemi kötüleyenler var aralarında. Bunu yapmasınlar. Sen işini iyi yap bekle, maç gelir seni bulur. Biz birbirimizin enerjisi ile ayakta kalmaya çalışan bir camiayız. Birimizin başarısı, hepimizin başarısıdır. Bakın Cüneyt Çakır’a... Onun ve Avrupa’da üst düzey maç yöneten hakemlerimiz sayesinde daha güçlü değil miyiz?

    Hakemin medyada yıpratıldığı görüşüne katılıyor musun?

    -Fazlasıyla. Hakemin ön planda olması ve konuşulmasını istemiyorum. Kamuoyu şuna dikkat etsin. İçimizden çıkıp yorumcu olan bazı arkadaşlar hakemle ilgili sadece pozisyonu değil, geçmişte yaşadıkları diyalog ve olumsuzlukları da yorumlarına katıyor. Futbolun asli unsuru futbolcu ve teknik adamlardır. Türkiye’de ise kulüp başkanları ve hakemler konuşuluyor. Bakın Avrupa’ya, hakemi sokakta görseler tanımazlar, adını bilmezler. Avrupalıyız derken, ortada bir tezat yok mu?

    Eğer seçilmezse!

    Müftüoğlu farklı bir kulvarda, çok sevdiği Alanya’ya yerel düzeyde hizmet vermek için siyasete soyundu. Partisinin hakkında vereceği kararı henüz bilmiyor. Biz de kendisine soruyoruz ve samimiyetle yanıtlıyor:

    Siyaseti niçin tercih ettin?

    -Alanya’da doğdum, büyüdüm ve burada Kuddusi Müftüoğlu oldum. Bu ilçeye hizmet etmek görevim. Şehir plancısıyım. Yöreyi ve insanlarını iyi tanırım. Bir de, çoğu insan bilmez, sporla ilk tanışıklığım ilkokulda Atatürk koşusunda birinci olmamdır. Okul takımında hentbol oynadım, Türkiye ikinciliğim var. Alanya benim her şeyim. Belediye başkanı olarak hizmet etmek istiyorum. Aday adayıyım. Eğer aday olamaz, ya da olup seçilemez isem kulvarım belli. Hakem camiasının dışında kalamam. Belki mentörlük, gözlemcilik veya orta vadede MHK’de görev almak ve bir gün başkan olmak. Sorumluluğum bunu gerektiriyor.

    “Hacı abi” lakabı nereden çıktı?

     

    Doğru, ben hacıyım. 1996 yılında 25 yaşımda iken, annemi hacca götürdüm. Ama yıllarca bunu kimse bilmiyordu, gerek de yoktu. Sonra bizim Özgüç (Türkalp) bunu öğrenmiş “hacı abi” aşağı, “hacı abi” yukarı derken tüm arkadaşların diline dolandı. Maçta kulaklıktan bile “hacı abi” diye sesleniyorlardı. Sağ olsunlar, hepsi bugüne kadar saygıda kusur etmediler bana karşı. Onların “hacı abisi” olarak kaldım, öyle anımsanacağım.

    Zekeriya Alp nasıl bir MHK Başkanı sence?

    -Camiadan biri olmamasına karşın iyi niyeti, gayreti ve özverisi ile camiayı mutlu etmeye çalışıyor. Sorumluluğunun bilincinde. Ekibi deneyimli. İnsanım diyen herkes hata yapabilir. Ama hiçbir kötü niyet ve düşüncesi yok. Hakem bunu çok iyi biliyor ve yaşıyor. Arkadaşlarımın en büyük şansı da bu.

    Bunca sorumluluğun içinde bir de fahri konsolosluk unvanın var, nedir bu?

    -Evet, yaklaşık bir yıldır Finlandiya’nın fahri konsolosuyum Alanya’da. Burası çok büyük bir ilçe. Yaklaşık 40 bin yabancı ikamet ediyor. Evleri var. Kiliseleri, mezarları var. Özgürce ibadet ediyorlar. Bizimle iç içe ve mutlu bir yaşam sürüyorlar. Çoğunluğu İskandinav ülkelerinden. İhtiyaç duydular ve benden fahri konsolos olmamı istediler. Severek yapıyorum kültürler arası elçiliği. Gurur verici bir görev.

    Müftüoğlu, Süper Lig’de tanınan bir teknik direktörün yanına gelip küfür ettiğini söyledi, “Beyefendiliği
    ile tanınır ama asla öyle değil. Adını duydukça tüylerim ürperiyor. Bu satırları okuyorsa belki utanır” dedi

    Teknik direktörlerle hakem ilişkisi nasıl?

    -Kusura bakmasınlar. Türkiye’de bir hakem için en zor adamlar onlar. Ne yazık ki, saha içinde hakemin işini kolaylaştırmak yerine tribünleri ve oyuncuları tahrik ediyorlar. Bu ülkede kulübe işini çözemedik.  Özellikle yerli hocalar çok agresif. Şimdi adını söylemeyeceğim. Şu an Süper Lig’de görev yapan üst düzey bir teknik direktör var. Bir maçtan sonra yanıma yaklaşıp elimi sıkmaya çalıştı, sonra da ağıza alınmayacak küfürler edip yanımdan uzaklaştı. Onu çoğu insan beyefendiliği ile tanır, ama asla öyle değil. Adını duydukça tüylerim ürperiyor. Bu satırları okuyorsa, belki yaptıklarını hatırlar ve utanır!

    Yıllarca üst düzey maçlar yönettin. Ligde en pozitif ve sorunlu oyuncular kimler senin için?

    (Biraz düşünüyor) En pozitif ve hakeme yardımcı olan oyuncu benim için Tuncay Şanlı oldu. Gerçekten örnek bir profesyonel. En sorunluya gelince, (hiç düşünmüyor bu kez) Emre Belözoğlu. Haa, yabancılardan da Lugano. Diğerleri, sıralamada onların gerisinde kalır.

    Gözlemciler nasıl olmalı?

    Kimse kızmasın, alınmasın. Gözlemcilik ve mentörlük sistemi gözden geçirilmeli. Hakem, kendisinden bilgili, görgülü ve bilen birini görmek ister karşısında. Bizdeki gözlemcilerin yarısından fazlası hakemden çok şey bilmiyor. Dolayısıyla hakemle aralarında not vermek ve almanın dışında bir ilişki yok. Oysa onlar, hakemin gelişimine katkı sağlayacak kapasitede insanlar olmalı!

    Profesyonel ilk lig maçı 1996’da

    1970 doğumlu Kuddusi Müftüoğlu, profesyonel liglerdeki ilk maçına 12 Mayıs 1996’da, Osmaniye-İskenderun karşılaşmasıyla çıktı. Süper Lig kariyeri ise 2000-2001 sezonunun 11. haftasındaki Denizlispor-İstanbulspor maçıyla başladı. 4 Kasım 2000’de başlayan bu süreç, 15 Eylül 2013’teki Sivasspor-Eskişehirspor karşılaşmasıyla sona erdi. FIFA kokartı bulunduğu dönemde uluslararası 12 karşılaşmaya çıkan Müftüoğlu, 12 Ocak 2014’te yapılan Alanyaspor-Fenerbahçe karşılaşmasıyla yeşil sahalara veda etti.

    Yorum Ekle
    Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
    Yorumlar