22 Kasım 2017, Çarşamba

> Alpaslan Akkuş > Yarın değil öbürsügün…
Alpaslan Akkuş

Yarın değil öbürsügün…

17 Mayıs 2017 15:38

Yazının başlığını bizim Kansu koydu telefonda heyecandan titreyen sesiyle.


Spor Sergi günlerinden bu yana tribünde. Taksim’e kadar uzanan kuyruklarda beklemiş, Calvin’leri Aliçoları Efeleri izlemiş, Çukurova’nın orta sahadan attığı baskete ağlamış, eskilerden. Senin sevginle geldiiiikk bu şerefsiz dünyayaaaaa bestelerine ses veren, sarı lacivert güm güm güm derken sağ ayağını hızlıca tahta tribün sıralarına vuranlardan. Zamanla biraz konfora alışmış tabii, maçlara son anda geldiği oluyor artık. Nerden baksan yaş da 50’ye gelmiş.

Hani böyle yeni elbiseleri giymek için bayramı, dedemizin evinin oradaki çayda çimmek için tatili beklerdik ya, o günlerdeki gibi. Çocuk gibi heyecanlı.  Anne ne zaman gidiyoruz? Yarın değil öbürsügün oğlum. Yani yatcaz kalkcaz yatcaz kalkcaz sonra gidiyoruz. Öyle işte.
En güzel yanı da bu ya işte dünyanın en güzel takımının. Kendi çocuklarımız gibi, içimizdeki çocuklarla seviyoruz onları.  Sırtına havlu koyasımız geliyor ya birinin. Turnikeye çıkan yere düşse potaya çembere topa değil ona bakıyoruz ya, aman bir şey olmasın, diye. Öyle.
Öğretmen ödev vermiş de geçen yıl pamuklara sarıp beklemişiz gibi. Hani her gün gidip filizlendi mi diye kontrol etmişiz.

Bir yıl. Berlin’dekilerin kalp atışını İstanbul’dan duyduğumuz, Avustralya’daki totemleri Çankırı’daki dualara kattığımız o günlerden bu yana, bir yıl.
Sakatlıkların, düşüşlerin, ağır mağlubiyetlerin düşürdüğü anlarda, bir adamın fotoğraflarıyla umuda sarıldığımız koca bir sezon.
En alakasız zamanlarda, kalabalıkların ortasında dalıp giden gözler, bölünen uykular, sarılarak yatılan formalar, eğletmen beni, söyletmen beni, ağlatman beni aynalar aynalar…

İşte o gün geldi. Yarın değil öbürsügün. Belki sonradan okuyacaklar için yarın, belki tam da o gün.
Geçen sene tam da bugünlerde, yine yelkenleri umuda doğru şişirmişken demiştik ya hani; sonu ne olur bilinmez ama biz sizinle yoldan olmaktan büyük gurur duyduk çocuklar. Sizinle ribaunda çıktık, sizinle savunma yaptık. Bazen adamımızı kaçırdık, bazen boş turnike. Salona girdiği an binlerce kişinin yüreğini ayağa kaldıran adam, beyazdan kırmızıya, bazen mora dönerken sizinle birlikte titredik karşısında. Zalgiris maçında benim bileğim burkuldu mesela, Pana tribünlerine bizim Bora atar yaptı, Nunnally’nin fırçasını kesin Hilmi yemiştir. Biraz sıkıntıyı çeker o. 18 yıl önce Abdül Rauf’lu Miliç’li Zan Tabak’lı kadro o senenin en iyisi Kaunas’ı 99-84 yenerken tribüne alçılı koluyla gelmişti. Miliç o çemberden dönen topa hava smaç yapında 4 basamak aşağıdan aldım kendisini.

Bak daha yazarken eli titriyor insanın. Dünyanın blok yapabilen ilk kitabı Ekpe bey de geçen maçtan sonra söylemişti ya hani. Bizim yarıl kalmış bir işimiz var. Yarım kalmış bir rüya. Hani dedemizin köyüne gitmişiz de çaya girmeden gelmişiz gibi. Hani bayram gelmiş ama daha yeni kıyafetleri giymemişiz gibi. Artık biliyorsunuz söylememe gerek yok ama; daha ilk düdük çalmadan hakkımız helaldir hepsine. Gönlümüzde koyduğumuz yerin kürsülü karşılığı yok. Spor sergiye yıllar yıllar boyu giderken bile tek bi kupa görmemeyi dert etmemişiz. Yine etmeyiz. Ama o kupayı onların elinde görmemiz lazım bizim. Ekpe’nin o reklam panosunun önünden kalktığını görmemiz lazım. Bobby Dixon’ın o sağ yumruğu hepimizin yüreğinin attığı o göğüs kafesinin soluna dolu dolu vurmasını görmemiz lazım. Bogdanoviç’in geri geri giderken o vitrine koymalık kafasını salladığını görmemiz lazım. Kostas’ın sol yumruğuyla havayı harmanladığını, Gigi’nin sağıyla göğe yükselttiğini görmemiz lazım. Bize basketboldan kupadan önce hayatı, disiplini, mızmızlık yapmamayı, bahane üretmeden çalışmayı, emek vermeyi, işini sevmeyi öğreten, üzierimize bir güneş gibi doğan o adamı şöyle katıla katıla gülerken görmemiz lazım. Yine sadece kafasını sallayıp takımı göstereceğini, belki kupayı bile tutmayacağını biliyoruz ama biz bu büyük emeğin karşılığını aldığını görmek istiyoruz. Biz o kupa en çok yakıştığı yerde, dünyanın en güzel takımında kalsın istiyoruz.

Maç günü dayanamam yine yazarım biliyorum. Çünkü bu büyük yürüyüşün  taşlarını döşeyen isimsiz kahramanlara da selam vermek lazım. Ama bugünden söyleyeyim. Dünyanın neresinde olursanız olun, o gün orada hep birlikteyiz. En çocuksu düşlerimiz, en gerçekçi hallerimizle. Sesimizle, duamızla yüreğimizle. Çünkü pamuklara sardığımız çocuklar sahneye çıkıyor. Allah nazarlardan korusun. Amin…