23 Ekim 2017, Pazartesi

> Alpaslan Akkuş > Umut...
Alpaslan Akkuş

Umut...

19 Nisan 2017 12:41

Hani böyle başınız dara düşer, ona ihtiyacınız vardır. Sağlam dostunuz. Uzaktadır o ara, ya da aranız bozuktur ne bileyim. Zaman daralıyordur. Ses çıkmıyordur. İçinizden bir ses hep aynı şeyi söyler; gelir o, kesin gelir, beni darda bırakmaz. Öyle bir his işte…


Yazıyı okumadan üşenmezseniz, ki bence üşenmeyin, Bogdanoviç’in maçı 49-46’ya getirip farkı 3 sayıya indiren basketinden sonra geri koşarken yüz ifadesine ve kafa sallamasına bakın. Aslen bu takımın hikayesi o ifadenin altında gizlidir, ya da açıktır.

Zor bir yoldan geliyorlar. 1 çember, 1 saniye, 2 adım farkla tarih sayfalarındaki yeri değişti nereden baksanız. Sonra herkes Final Four tahtasının en başına onların adını yazdı. Yıkımla özgüven patlamasının arasında bir yerlerde geçirdiler koca sezonu. Belki de darbesiz sakatlıkların arkasındaki nedenlerden biri buydu. Koca sezon tam kadro sahaya çıkabildikleri maç sayısı 10’u geçemedi. Başka bir hoca olsaydı bu eksikler sık sık gözümüze sokulurdu. Ama bademciklerinden önce bahanelerini aldıran adam sadece çözüm aradı ve son düzlüğü bekledi.

Muazzam bir atmosferde çıktılar sahaya. Daha önce ev sahibiyken zaferlere doyamadığı, rakip olduktan sonra hiç kazanamadığı salonda, onca yoğun duygunun arasında en hayati kararları saniyenin onda biri zamanda vermesi gerekiyordu. İyi hazırlanmışlardı. İlk 6 dakika rakip 6 şut atamadı. Basket değil şut. Ama sonra sezon boyu hiç bitmeyen, fırtınam felaketim hasretim, vazgeçilir gibi değil bu med cezirler. Takım yer seviyesinin altına çekildi aniden. Çünkü o 1 çember, 1 saniye, ya yine olmazsa travması orada duruyordu. İlk yarı 14 sayı geride bitti. Ayın karanlık yüzüne geçmiştik.

Fakat ne acayiptir ki, devre arasında kimsede umutsuzluk yoktu. Çünkü; o darda bırakmayan eski dost gibi bir yerden çıkıp geleceğini biliyorsun bu takımın. Bazen yetmiyor çabası, ama geliyor işte, seni yalnız bırakmıyor, umudunu kırmıyor, yüzünü yere düşürmüyor. Maç bittiğinde tabelada ne yazarsa yazsın, sadece iki kelime geliyor aklına “geleceğini biliyordum”

Devreden sonra yine geldiler. Hem de tam zamanında. Sadece misafire çıkarılan bardak takımı Bogdan, Chicago Lisesi’nin haylaz fırlaması Bobby, kul olayım kitap tutan ellere Ekpe, nihayet fabrika ayarlarına dönen Vesely ve başta bütün dünyanın bizde olsun dediği Jelko.

Pana’ya o sahada en son bu sahada 43-16 gibi bir ikinci yarı yaşattı bilmiyorum, ama bu bir daha olacaksa onu yapacak adam bu takımın başında. İstatistik bütünü üç kelimeden oluşuyor aslen; kapanmamış hesabı yok…
Bu kadar övdük, bitti mi? Hayır. Ortada muazzam bir geri dönüş varsa, biraz gerisinde de acayip bir düşüş vardır. Hani bir yaparken sizden sonra kontrol edecek usta biri varsa biraz geniş yazarsınız ya, takımda öyle bi hal var. Nasıl olsa Obra bir formül bulur. Bu perşembeden itibaren bu vida sıkmayı maçın başından itibaren yapsak daha iyi sanki.
Aslında İstanbul ayağıyla ilgili sonra bir takım şeyler isteyeceğim ama şimdiden iki kelam edeyim. Şu takımı gaza getirme kliplerinde o CSKA maçından başlamayı bırakın artık bence. Sürekli olarak bakın bunu geri çevirmeliyiz baskısı yetsin. O ribaundu birkaç maçlığına unutalım mümkünse.

Şimdi bir kader maçı daha. Yeneriz yeniliriz bilmiyorum. Sonra İstanbul’da ne olur onu da bilmiyorum. Bu takım var oldukça umudum hiç bitmiyor.

75 aracın solda beklediği yolda en sağdan öne geçenlerin ülkesinde, tek şeritli yolda 10 dakika bekleyip, laf edeni levyeyle dövenlerin topraklarında, çalışma ahlakını gözümüze sokan bir takım var. Ben onlara şimdiden çok teşekkür ederim. Daha fazlasını ister miyim, isterim. Çünkü bunu hak ediyorlar.

Yine futbol ülkesinde bir salon yazısını uzattım farkındayım.

Son sözü Obradoviç adına Karacoğlan söylesin; “Sual edin bizden evvel gelene kim var imiş biz burada yoğ iken”





Canlı Maç Merkezi