19 Temmuz 2018, Perşembe

> Mehmet Eyüp Yardımcı > Toplumların afyonu mu?
Mehmet Eyüp Yardımcı

Toplumların afyonu mu?

07 Temmuz 2018 12:53

Hava sıcaklığı,nem oranı ve ille de olmazsa olmaz trafiğiyle gittikçe çekilmez hale gelen İstanbul’u bize hâlâ sevdiren, bağrında bir tutam serinlik ile tutan nedir? Bilmiyoruz...


İstanbul ve futbol bizi kendisinde tutan adı konulmamış bir sevdanın iki ismi gibiler.

Belki de adını koyamadığımız bu sevda Cemal Süreya’nın Gül şiirindeki dizelerindeki;

Gülün tam ortasında ağlıyorum

Her akşam sokak ortasında öldükçe

Önümü arkamı bilmiyorum

Azaldığını duyup duyup karanlıkta

Beni ayakta tutan gözlerinin   

gibidir.

Karl Marx’ın “Din toplumların afyonudur” sözünün evrimleşmiş hali olan “Futbol toplumların afyonudur” ile çok derin sularda birbirimizi zıpkınla avlama telaşındayız.

Evet! Amaç belli futbol denilen pastanın en güzel dilimini yemek. 

Büyük usta Eduardo Galeano;

Futbol, Tanrıya ne yönüyle benzer? Sorusuna hemen söyleyeyim: Birçok insanın ona inanmasıyla ve entelektüellerin ona kuşkuyla

Yaklaşmasıyla cevabını verir.

Her şeyiyle futbola inanmış olan halk kitleleri, kendilerine yakışan bir şekilde ayaklarıyla düşünmeye başlarlar ve bilinçaltlarında tatmin olurlar. Bu aşamada hayvansı içgüdüler insan mantığına hâkim olur, cehalet kültürü ezer ve böylelikle ayaktakımının istediği gerçekleşmiş olur.

İtalyan Marksist, Antonio Gramsci: "Açık havada ortaya konan insan sadakatinin krallığıdır futbol." diye anlatırken futbolu belki de;

1916 yazında, Dünya Savaşının ortasında bir İngiliz yüzbaşısı, top sürerek kalkmıştır hücuma. Yüzbaşı Nevill, onu koruyan siperden çıkarak ve topunun peşinde olduğu halde Alman siperlerine karşı yapılan bir hücuma önderlik etmiştir. O anda duraksamış olan alayı da onu bu hareketinde izlemiştir. Yüzbaşı bu hücum sırasında bir top mermisi marifetiyle ölümünü anlatmaya çalışmıştır.

İşte bu sadakat krallığının kıymetli halkı olan futbolseverler olarak yeni başkanların sergiledikleri içimize umut taşıyan söylemleriyle yeni sezona doğru koşar adımlarla gitmekteyiz.

Özel uçaklardan inmesi her an beklenen, alkışlanmaya ve omuzlara alınmaya aday futbolcuların isimleri anlı, şanlı futbol medyamızın satırlarını büyük puntolarla süslerken, serinlettiği hava Üsküdar’da sahil kenarında oturup, ciğerlerimize çektiğimiz bol iyotlu havaya denk gelir.

Hangi yaş grubuna ait olursanız olun, şöyle birazcık geçmişe baktığınızda göreceğiniz tek gerçek futbolun baş döndüren “hızlı evrimidir”.

Bu hızlı evrim şu zamanlarda yüksek bütçelerle allanıp, bullanıp birazcıkta simlenmiş olarak hazırlanan lansmanlarla arz-ı endam eden “forma tanıtım”ları olarak sergilenmektedir.

Bizim yaş grubumuza ait olanların, artık günümüzde eski tadını ve anlamını yitirmiş belki de yakın zamanda büyük marketlerin manav reyonlarında kendini yok edecek semt pazarlarından, annelerimizin aldığı ve hepsinin klasik çubuklu tarzında imal edilmiş formalarla, mahallelerimizin iki taş arasındaki minyatür kalelerdeki varlığıyla, kendimizi benzettiğimiz, benzetmekten çok öykündüğümüz dönemin yıldız futbolcu özlemleriyle ve futbolcuların gerçek anlamda yetiştiği tozlu, çamurlu semt stadlarında anlamı, amacı büyük tenekeden kupalarla düzenlenmiş futbol turnuvalarında giyinme dönemleri bitti.

Şimdi lansman dönemi ve günümüz şartlarına ve bu şartların getirmesi umut edilen maddi getirisine bakıldığında artık yadsınmaz bir gerçektir.

Lansman, damardan futbol ruhumuza üflenmiş afyon dumanının yeni dönemde şekillenmiş halidir. 

Futbolun ekonomisinin kara deliğinde kaybolmak üzere olan futbol belki de tutup, çıkarmanın tek kurtuluş yoludur bu afyon şarhoşluğu.

Koş futbolsever koş, ömrünün en güzel yüz metresini koş çünkü umudun adı sen ve senin afyon şarhoşluğundur.