08 Aralık 2016, Perşembe
> Alpaslan Akkuş > Söz konusu o ise gerisi budur…

Söz konusu o ise gerisi budur…

10 Haziran 2016 15:47

Yemeği üç öğün hamaseti sınırsız yiyen topraklarda iki konuyu tartışmak çok zordur.



Biri milli meseleler, diğeri forma aşkı. Aslolan ülkenin ya da takımın menfaatleriyse gerisi teferruattır çünkü. Karşı argümanların hainlikle arasındaki çizginin inceliği konuşmayı zorlaştırır. Burada yöneten olan taraf ülke ya da takımın başı olduğundan aslolan menfaati belirleyen de odur.

İşte bu yüzden o hep haklıdır. Çünkü o asıldır gerisi teferruat. Diğer taraftan bakınca bütün sezonu forma öperek geçirenler, söz konusu sözleşme olunca aniden profesyonelleşir.

Kader maçında kırmızı görmesini hamasetle örtenler bir anda renk sevdasından çıkar çoluk çocuk gelecek hesaplarını masaya koyar. Paranın yerini de ilgi alır. Hak ettiğim değer gösterilse gitmezdim, para benim elimin kiridir.

Hak ettiği değer ölçüsünün para olduğu alt satırda gizlidir, isteyen okur. Taraftar da meseleye kimi tutuyorsa oradan bakar. Başkan karşıtıysa illa ki topçu haklıdır, bi şekilde elde tutulmalıdır böyle bir adam. Başkan yanlısıysa topçu haindir, para nedir, aslolan formadır, zaten filan maçta da hiç iyi oynamamıştır. Mesele aslen bu toprakların doğulu kültürüyle batılı rolü yapmasındadır. Endüstriye ciğerine kadar batmışların orada sokak mutluluğunu aramasındandır.

Dünyanın bütün yıldızları gelsindir, gelmekle kalmayıp üç günde bizim kadar sevsindir. Denize girip ıslanmak stemeyenlerin ülkesinde kural kaide prensip yoktur. Biz nasıl istersek ona evrilmelidir durumlar. Sahada profesyonel sözleşmede amatör ruh isteriz. Kulüplere CEO’lar atar, kurumsallaşma mesajları verir, sonra koridorlarda “CEO da benim hoca da, ben dersem o olur, maaşlı çalışanım kovarım gider” diye bağırırız.

İstediğimizi yapmayanı anında itibarsızlaştırır. Kiminin ses kaydı çıkar, kimi paragözdür. Öteki zaten kötü hocadır. Futbolcuysak haftalarca para isteriz, veda ederken mesele para değildi, deriz. Sözleşmesi bitecek futbolcuyla devre arasından anlaşabiliriz istesek. Sorun bizim amatör olacak kadar samimi profesyonel olacak kadar prensip sahibi olmamamız.

25 araçlık kuyruklara en sağdan kaynak yapan insanlarız. Emniyet şeridini ambulanstan çok kullanıyoruz. Metroda inenlere öncelik vermek bile bize çok uzak. Metrobüsteki boş koltuk için dirsek atarız. Ama söz konusu başkasıysa tam bir ahlak polisiyiz. En vatansever de biziz en fanatik de. Bizim sorunumuz Aziz Yıldırım Gökhan değil arkadaşlar. Bizim sorunumuz samimiyetsizlik.

Sevdiğimiz de Türkiye ya da Fenerbahçe değil, kendimiziz ve bizim görüşlerimiz. Öyle olmasa her sene birini asmazdık darağına. Futbolcular gizli kapaklı işler çevirmek zorunda kalmazdı. İhtiyacımız olan forma aşkı değil işine saygı ve samimiyet. Bakın bunun en güzel örneği orada duruyor. Adı Jelko Obradoviç. Hiç hamaset yapmıyor. Forma aşkından bahsetmiyor. Durmaksızın çalışıyor. Oyuncularına rakipleri ezberlettiriyor. Onlara hep aynı şeyi söylüyor; İşinize taraftara ve rakibe saygı duyun. Mücadele edin, mücadele edin, mücadele edin.

O takım da bunu yapıyor. İşte o zaman o kupa teferruat oluyor. İşte o zaman kimse kimin kaç lira aldığını sormuyor. Siyasette sporda bakkalda markette holdingte. Herkes kendine işine ve sağına soluna saygı duysun samimi olsun. Futbolcuya anlamlar yükleyip sonra onu o anlamın altında ezmenin alemi yok. Çıksın topunu oynasın, mücadele etsin, o kulübün tarihine layık olsun.

Yönetici de futbolcunun kalmasını, kalamıyorsa kulübe kazandırarak gitmesini sağlasın. İşi bu. Gerisi kandırmaca. Sözün özü; laf üretene değil işini yapana saygı duyun. Haklı çıkmaya değil doğruyu bulmaya çalışın. Bunu yaparsanız ne o futbolcular size hamaset yedirebilir, Ne de Aziz Yıldırım figürü orada 18 sene kalabilir.

Ya futbolu sokakta oynadığımız günlerdeki gibi sevip tabelasız yaşarız,

Ya da endüstrinin ortasında Zeki Rıza muhabbetini bırakırız.