07 Aralık 2016, Çarşamba
> Alpaslan Akkuş > Sağ kanattan öyle bir geldi ki…

Sağ kanattan öyle bir geldi ki…

30 Eylül 2016 13:28

Hani böyle karşıdan bakınca kapalı tribünün ortasından itibaren Meksiko dalgası yapar gibi bi sıralı kalkış olur ya. Anla ki Rıdvan hücuma çıkmıştır.



Sene 80'lerin sonu 90ların başı. Sonra bir de Anelka gitti işte öyle. Arada nice hızlı koşanlar oldu tabii ama ‘sağ kanattan öyle bir geldi ki’nin içini doldurabilecek ilk koşu dün akşam maçın sonlarında geldi. Şöyle bi evin salonunda, komşunun balkonunda duvara çarpana kadar koştu evlerinde çubuklular. Çok özlemişlerdi.

Fenerbahçe için zor bir sene. İstenen transferler yapılmamış, kanat bekleri gitmiş, kalanlardan memnuniyet az. Yönetimle taraftar arasındaki bitmeyen gerilim yüzünden tribünler boş, gidenlerin coşkusu az. Tribün bölündüğü için koordine tezahürat yerine her kafadan ses çıkıyor. Saymaya kalksan maçı anlatamazsın, o derece sıkıntılı durum.

İşte bu zorlu dönemde, Pereira’nın durağan sistemiyle aldığı takımı birkaç haftadır hücumda tutmaya çalışıyordu Advocaat. Aslında Portekizli’nin de geçen yıl bunu mecburen denediği bir dönem vardı. Nani Alper ve Volkanı aynı anda oyunda tutup kanatları sıkça değiştirdi ligin ikinci yarısındaki birkaç maç. Belki de geçen senenin seyir zevki yüksek sayılı anları. Advocaat da takımın iki ön liberosuz savunmada düştüğünü görünce De Souza Topal’a döndü. Önlerinde de mecburen Ozan. İşte o anlarda set hücumu çok zorlaşıyordu. Takım hücumu organize edene kadar rakip savunmaya yerleşmekle kalmayıp kat çıkıyordu.

Advocaat bunu hızlı kavradı, hızlı ve değişken forvet hattına doğrudan topu geçirdi. Sistemin tutmasındaki birinci unsur tabii ki Lens. Her pozisyonda topu ceza sahasına taşımayı başardı. Emenike onun zeka seviyesine biraz yaklaşabilse çok daha fazla pozisyon olabilirdi. Dün akşam Topal, Ozan ve Josef de dönüşümlü olarak ceza sahasına destek verebildiğinden tribünün çok uzun bir aradan sonra oh diyebildiği oyun çıktı ortaya. Fenerbahçe oyunu kompakt oynayamadı ama geniş alanda birbirine yakın durabilmeyi başardı.

Dün hücuma hızlı çıkıp geniş alanı cezalandırabilen bir takım olsa belki bugün kötü şeyler konuşuyor olabilirdik kim bilir. Ama sistemin tutmasından öte o fazladan bir ayağı uzatabilen topçudur tribünü memnun eden. Kaleciyi geçen nice topun ağlara gidişini izleyen defans oyuncularından sonra son bi gayret çizgiye atlatan Skertel’dir mesela. Yıllar öncesinin  Vişnevski kurtarışını anımsatan.

Daha önce de söylemiştim. Yıllardır her alanda savunmada kalmaktan bıktı Fenerbahçeliler. Biraz hücumda olmak istiyorlar. Omuzları düşük insan görmekten çık sıkıldılar. Formayı görenin gözünden ateş çıksın istiyorlar. Zaten dünkü hücumda presli hızlı çıkışlı oyunun üst düzey mücadelesiz tutması imkansız. Dönen topa basılmazsa Skertel ve Kjaer’i üç maç sonra emekli ederiz.

Sözün özü ihtiyar kurt Fenerbahçe’nin kodlarını çözmüş gibi duruyor. Takımın kondüsyonu giderek artıyor. Futbolcuların omuzları birbirine daha fazla dokunuyor. İyiye doğru bir seyir var. Ama ortadaki oldu bu iş duygusu biraz illüzyon. Fenerbahçe’nin takım ve camia olarak epey yolu var daha. Geri dönüşlerde hala sıkıntı var. Birbirine yakın duran takımların savunmasını iki ön liberolu ve Ozan’lı takımla çözmek hala zor. Hala duran toplarda rakip kolayca kafa vurabiliyor.

Emenike hala tek pas, oyun yönlendirme, ver kaç gibi santrafor olmazsa olmazları yerine top sektiriyor. Bu kadar formda olduğu bir dönemde oyun zekasının da devreye girebilmesi gerekiyor. Kanat beklerinin hücuma daha fazla katılabilmesi gerekiyor. Yani bu daha başlangıç mücadeleye devam etmek gerekiyor. Takım birkaç haftayı daha bu istekli coşkulu halde geçirirse tribünlere geri dönüş başlayabilir. O zaman o fazladan bir ayaklar daha kolay uzatılır. 

Bitirmeden bir de 7 numaraya teşekkür etmek gerekiyor. Karabük maçındaki o saçmalık hariç 3 yıl boyunca her maçtan alkışlanaka ayrıldığı yere yine alkışlarla döndü. Gole giden top kaybını yapması kaderin tuhaf bir cilvesiydi belki de. Gücü kadar teri kadar karakteriyle de her metrekaresine imza attığı o sahadan mağlup ama mağrur ayrıldı yine Dirk Kuyt.

Fenerbahçe böyle bir yer işte. En dipteki duygular bir maçla en tepeye çıkabilir. Ama biliyoruz ki düşme hızı da Lens’in o son koşusu kadar hızlı olabilir. Yere sağlam basmak lazım. Kjaer gibi…