21 Ekim 2018, Pazar

> Mehmet Eyüp Yardımcı > Kömür tozu
Mehmet Eyüp Yardımcı

Kömür tozu

09 Ağustos 2018 12:16

Gelişen Amerika sineması, hayatımıza devamlı artan dolar gibi çökerken, bol efektli görsel şovlarıyla, çizgi romanlardan çıkan kahramanları, yaratıkları daha bir bizlere sunarken, geri planda yer alan müziklerde bu görsel şölene eşlik ediyor...


2017 yapımı Kong “Skull Island” bunlara en güzel örneklerden.

Filmin hareketli sahnelerinin birinde geri planda filme, tüm hızı ve çılgınlığıyla Black Sabbath “Paranoid” ile eşlik etmektedir.

Futbolun yeni sezonuna sayılı saatler kala, yaşamayı umut ettiğimiz heyecanı bizlere ekrandan, en güzel sahneleri  sunan yayımcı kuruluş, her sene artan fiyat politikasıyla tıpkı hayatımızı alt üst eden Amerika ve dolar gibi.

Kısacası futbola artık “endüstriyel çark” desek fena olmaz.

Amerikan sineması gibi sadece tadımlık şov yapıp, cebimizi hortumlayan futbol baronlarına ve onların düzenine her şeye inat futbola devam.

Hayalleri sınırlı çocukluğumuzun, yaz mevsimi gelmesiyle en güzel zamanlarını haftasonları, tamamı kömür tozuyla kaplı Cinci Sahası’nı tren yolundan ayıran yüksek taş duvarın üstünde veya hemen saha kenarındaki, erkenden yer kaptığımız ahşap evin mermer merdivenlerinin güneş almayan gölgelik kesiminde turnuva maçlarını izleyerek geçirirdik.

Her yaz mahallenin belli futbolsevdalısı bir grup abisi tarafından organize edilirdi bu futbol turnuvaları ve sonra muhteşem bir şenlik başlardı.

Üç paraya alınmış kupanın sahibi olmak değildi tek hedef, öyle hemen burun kıvırmayın. Mahalleler arasında futbol rütbesini belirleme turnuvalarıydı ve daha da önemlisi büyük kulüplere futbolcu kazandırmak isteyenler izlerdi bu turnuvaları mesela Beşiktaş kulübüne yeni oyuncular kazandırmak adına Zekeriya Alp gelirdi turnuvaları izlemeye, yüksekçe bir yerden seyrederdi özellikle turnuvanın final maçlarını çünkü menejerlerin elinde değilde, kömür tozlu sahanın üzerinde, yazın sıcağında terlemiş ve kömür tozuyla kaplanmış yarının yıldızı olmak için çırpınan futbolcu adayları sabırsızlıkla bekleyişinin adıydı bu turnuvalar.

Kadırga, Küçükayasofya, Gedikpaşa, Cankurtaran ve Sultanahmet’teki tüm mahalle takımları katılırdı bu turnuvalara ve şov başlardı.

Mahallenin dönemin birinci lig (Spor Toto Süper Lig) ve ikinci ligde (PTT 1. Lig) top koşturan yetenekli futbolcuları ve onlara  hatta dönemin yıldız futbolcularına öykünen futbolcu adayı mahalle ergenleri eşlik ederdi.

O günün ve o günün yarınlarının yıldız adaylarını güneş altında seyrederken bir yandan da sahanın etrafını sarmış; turşu, salatalık, vişne suyu, dilimlenmiş karpuz, sandviç ve hatta çeşitli renklere boyanmış, birbirine tokuşturulmayı bekleyen pişmiş yumurtaları satan seyyar satıcıların cebimizdeki harçlığa denk düşeninden alır, bir daha arayıp bulamayacağımız çocukluğumuzun tadını o yüksek örme taş duvarın üstünde çıkarır diğer yandan da ray üzerine yerleştirdiğimiz gazoz kapağının, birazdan geçecek trenin tekerleri altında dümdüz olmasını beklerdik.

Zaman geçip çocukluktan ergenliğe doğru adım attığımız, Kadırga Parkı’nın köşesindeki bizden önceki abilerin yerini alıp, günün belirli saatlerinde oradan evinden çıkıp o köşeden geçen, bir döneme damga vurmuş futbol tarihimizin önemli isimlerinden Hüseyin Saygun’u nam-ı diğer “Çengel Hüseyin”’i saygıyla selamlamak görevini üstlendiğimiz zamanlarda artık mahalle takımında yer alma zamanları geldiği bir yaz mevsiminde, mahallenin futbol koordinatörü abilerinin dikkatini çektiğimiz için listeye yazılmış ismimizi duyunca değişik bir telaş almıştı beni. 

O kömür tozlu zemini seyretmenin değil üzerinde futbol adına yeni yeni öğrendiğimiz maharetleri sergilemek zamanıydı yani lafın özü.

Turnuvanın ilk maçında Küçükayasofya’dan gelen kadrosunda oyun tarzı, fiziki benzerliğiyle “İlyas Tüfekçi”’ye benzeyen aynı zamanda aynı ismi taşıyan İlyas abiye karşı oynamak, ona adım attırmamak görevini üstlenmiştim, yeni ve toy bir mahalle takımının sağ beki olarak.

Açıkcası kimsenin benden bu yönde pek umudu yoktu çünkü ben daha henüz onyedi yaşında üstündeki çamaşır suyuyla lekelenmiş siyah, beyaz formanın altında var ile yok arasında bir ergen iken karşımdaki İlyas abi fizik yapısıyla neredeyse benim iki katım idi üstüne üstlük tecrübesiyle beni boğardı.

Maç turnuvaların değişilmez ve tartışılması bitmez hakemi Bedik’in düdüğü ile başladı.

Hemen hemen her topu İlyas abinin üzerinden oynamaya çalıştılar, ne de olsa karşısında ben vardım ve beni geçmesi çok kolaydı, en azından düşüncelerinde.

O gün ben o küçük bedenimle İlyas abiye adım attırmadım. Dışardan “küçücük çocuğu geçemedin İlyas” sataşmalarıyla bir ara iyice sinirlenen İlyas abinin, bileğimi yokladığı tekmesiyle bir an her şeyi bırakıp, o kömür tozu deryayı terk etmek istesemde, ergenliğin ve erkekliğin henüz hanemizde yeni yazılmaya başlamış satırlarına istinaden devam ettik.

Maç bitmiş ve tüm takım üstümüzdeki kömür tozuna elveda demek, paklanmak üzereKadırga Hamamı’na doğru yol almıştık.

O an sadece etrafımdan beni öven sesler duyuyordum, beni mahalle takımının adı her daim listeye yazılacak isimleri arasına katan övgüler.

O gün orada küçük bedenimle kömür tozlarının üzerine bir imzada ben atmıştım.

Bugün Cinci sahası artık yok, belediye yeşil alan yapacak diye geçmişten bugüne kadar birçok futbolcunun yetiştiği, yetişme umudu taşıdığı sahayı yıkmışlar.

Tebrik etmek gerekir belediyeyi yeşil alan lazım ama unutmamak gerekir spor yapacak bir nesilde lazım.





Canlı Maç Merkezi