23 Ekim 2018, Salı

> Alpaslan Akkuş > Kocaman…
Alpaslan Akkuş

Kocaman…

23 Haziran 2017 00:11

Türkiye kupası finalinin ertesi günü aradım; çocukluğumda radyo başında adını duyduğumda içimi titreten, sokaklarda taştan kalelerin arasında koştururken ismini defalarca haykırdığım adam bir kente ilk kupasını kazandırmıştı.


Tebrik ettikten sonda; “Hocam nasıl bir ortama döndüğünüzü biliyorsunuz dii mi?” dedim. Biliyorum, dedi. Taraftarın daha sabırsın, başkanın daha kredisiz, pek çok insanda kendisine dair kızgınlıkların henüz küllenmemiş olduğunu hatırlattım. Biliyorum, dedi. Çubuklu formanın ihtiyaç duyduğu an orada değilsem, kendimi affedemem. Hem biri bu kötü gidişe baş kaldıracaksa bu ben olmalıyım, diye devam etti. Uzatmadım. Hoşgeldiniz, umarım yarım kalan öykünüz güzel biter, dedim. Fenerbahçe’de en güzel giden öykülerin bile sonu hep bulanıktır malum.

Zor günlere geldi gerçekten. Merak etmeyin hepinizin duygularını adım gibi biliyorum. Onu hasretle bekleyenler var aranızda. Üç yıldır her gün ısrarla fotoğraflarını paylaşıp dönmesi için dua edenler. Bana gördükleri her yerde hiç isim telaffuz etmeden, abi gelecek dii mi, diyip gözümde umut arayanlar. Topuk yaylasındaki o dimdik çıkışı, o efsane konuşmayı, gidiyoruz Amsterdam’a günlerini, Salih ve Recep’e sarılmalarını unutamayanlar. Diğer yanda Alex yüzünden onu asla affetmeyecek olanlar var. Marsilya ve Galatasaray maçlarında geriye yaslanan oyunda öfkeden deliye dönenler. Karakterini ve forma aşkını kendine benzetenler var bir tarafta, bir sene siyahdan beyaza dönen saçlarını gördükçe ağlayanlar. Diğer yanda her mimiğinin sinsice olduğunu düşünenler, Önce Daum’un sonra Alex’in kuyusunu kazdığını düşünenler. Sahada ne gerekirse onu oynattığı savunanlar var içinizde, berbat ve sıkıcı bir futbol oynattığına inananlar. Başarılı bile olsa onun oynattığı bir takımı izlemek istemeyenler.

Sonra başkanın onu kendisine kalkan olarak getirdiğini düşünenleriniz de az değil. Ya da kulübün bunca borcun arasında başka tercihi olmadığını söyleyenler. Aziz Yıldırım’ın kongrede Ali Koç’a karşı bir silah olarak Aykut Hoca’yı kullanacağına adı kadar emin olanlar.

Yardımcı ekibini çok merak edenler var. Çalışma sistemini, saha kenarındaki sakin hallerini Fenerbahçe büyüklüğüne eşdeğer görmeyenler. Var oğlu var. Şunu iyi biliyoruz ki, hepimiz en çok Fenerbahçe’yi seviyoruz, ve herkes Fenerbahçe’yi en çok kendisinin sevdiğine inanıyor. Başkana sadece Fenerbahçe sevgisinden tahammül eden var örneğin, diğer yanda Fenerbahçe’yi seven yeri geldiğinde onun için bırakmayı bilmeli diyenler. Hepinizi ta yüreğimde duyuyorum. Yıllardır okuyor dinliyor izliyorum sizi. Cümle cümle biliyorum fikirlerinizi. Ve konuştukça Nasreddin Hoca misali hepinize, haklısın, diyorum. Çünkü her Fenerbahçeli biraz hastadır, agresiftir, dediğim dediktir.

Bu satırların yazarında şahane bir Aykut Kocaman güzellemesi yapıp herkesi ağlatabilecek potansiyel var. Bunu çok iyi biliyorsunuz. Ya da oynattığı futbolu sayfalarca eleştirebilecek kadar çok hikaye. Çünkü her Fenerbahçeli fil hafızalıdır. Ne Trabzon’da attığı o golden sonraki koşusunu unutur, ne Anelka’nın golünden sonra yaptığı açıklamayı. Çünkü insan lisede müzakere dersinde hangi konuyu seçerse seçsin savunabilen bir canlıdır. Çünkü bu toprağın insanı siyasette eleştirdiği her şeyi kendi takımında mazur görebilir. Çünkü bu ülkenin ekmeğini yiyip suyunu içenler kendi formasını giyerken kahraman ilan ettiği birini aynı davranışlarda asabilir başka forma altında.

Şimdi şapkamızı önümüze koyalım ve kendimize şu soruyu soralım. Bomboş tribünlerle geçen lanet bir sezonu daha hak ediyor mu bu forma? Aykut Kocaman da başarısız olursa eski güzel günler geri gelir mi? Aziz Yıldırım’ın gitmesi sonuçlarla alakalı mıdır örneğin? Ali Koç’un gelmesi tabelaya mı bağlıdır? Kemik gibi sabitleşmiş görüşlerini kırabilir miyiz birbirimizin? Başarısızlık sürdükçe Emenikeler gider Anelkalar gelir mi?

Efendiler, bu forma sahada hiç canlı görmeden maçtan 2 gün sonra gazetelerde görüp sevdalananların formasıdır. Bu forma eksi 30 derecelerde tel nöbetinde kamuflajın içinde gizlice radyo dinleyenlerin sevdasıdır. Bu forma Şırnak’ta derme çatma bir okuldan tribün çocuklarının emeğiyle Ataşehir’e gelirken o şahane çocukların gözlerinde çakan şimşektir. Ruhunu maç izlemeye kalbi dayanmadığı için içerideki odada oturan ananelerin torununa ördüğü kazaktan, rengini Afyon’dan İzmir’e yürüme emrini veren adamın gözlerinden alır.

Basket yazmak çok kolaydı biliyor musunuz? Orada da savunmayı her zaman hücumun önünde tutan bir adam var aslen. Atış kaçırana alkış yapıp adam kaçıranın ümüğüne çöken bir adam. Ama o adam başka işte. Ondan bir tane daha yok.

Ama burada da saçlarını çubuklu için ağartan bir adam var işte. Ben de daha çok önde bassın istiyorum evet. Hepinizin hücum oynayan değil aslen önde basan, bunca yıldır savunmada kaldıktan sonra her anlamda hücuma geçen bir Fenerbahçe’yi özlediğini, Ersun Hoca’yı bu yüzden beklediğini biliyorum. Ama federasyona hakemlere onca atar yaptıktan sonra istediği yapılmayınca sessizliğe bürünen bir hücum değil, masaya yumruğunu vurunca ses getiren bir hücum. Çanakkale’de cepheye koşanlar gibi, 10 Temmuz’da köprüye yürüyenler gibi hücum. İlla Bogdanoviç gibi atmasa da Kaliniç gibi dirensin istediğine eminim. Ciğerinizi biliyorum çünkü sizinle aynı bestelere gülüyor ağlıyorum.

Zor bir yıl başlıyor, evet. Takımın başında kiminizin Trabzon’da koştuğu maçı tribünde izlediği, kiminizin ilk kez takım elbiseyle saha kenarında gördüğü bir adam. Kimlere kimlere ikinci şanslar verdik şu hayatta. Bu kadarını olsun hak etmiyor mu?

Belki tribüne döneceksiniz, belki benim gibi passolig yüzünden evden dua edeceksiniz. Ama gelin baltaları gömelim bir süre. Belki Aykut Kocaman’dan sonra Alex gelir o kulübeye. Ve ben bu kez ona küsenlere yazarım aynı yazıyı. Yok böyle bir gol derim, fuçubol diye başlık atarım. Direk dibine onla birlikte kafa vururum, senin gibisini görmedi bu saha derim. Ona sabır isterim bu kez.

Karar sizin abiler ablalar. Fenerbahçe’nin sevdalıları. Çubuklu orada. İsterseniz alıp Lefterlere götürelim isterseniz sandığa koyalım. Farz edin ki Antep maçının devre arasıdır. Benim sözüm burada biter gerisini Bolulu Aşık Himmet’ten Hasret Gültekin söyler;
düşmüşüm kaldır,
mihnetim oldur
ağlarım güldür,
derman sendedir…