20 Şubat 2019, Çarşamba

> Alpaslan Akkuş > Hasret…
Alpaslan Akkuş

Hasret…

16 Kasım 2017 12:36

“Seninle doluyken baktığım dünler, yıkar mı sandın beni bu yalancı ayrılık!” diyordu, 17 yıl önce bugün, arkasında hayli yüklü bir türkü mirası bırakarak giden adam. Oysa onu da ayrılık yakmıştı. Özlemekten ölür mü insan, öldü.


“Ekpe Udoh’u gittikten aylar sonra ilk kez bu kadar özledim” yazdı twitterda bizim Niko. Geçen yıl pota altını karartıp, savunmaya derin nefes boşlukları açan, hücumda kısalar tıkandığında bir guard gibi devreye girip top dağıtan çok özel bir adamdı çünkü. Yerine gelen Thompson, Kasım ayı itibariyle henüz sette duracağı yeri de ellerini koyacağı yeri de kestiremiyor. Bogdan’la aynı topraklardan gelen Guduriç de henüz selefinin ilk geldiği yıldaki gibi tutuk.

Şimdi böyle olunca ne oluyor? Rotasyon biraz daralıyor. Sahada kalma süresi uzayan oyuncunun da eli kolu maçın sonuna doğru zor kalkıyor. Eski takımın iç sahada önüne geleni bayıltmasına alışmış seyirci de biraz şımarmış, kriz anlarında bir ıslıktan bile imtina ediyor. Toplamında takım biraz geri kalıyor. Rakip yarı sahanın ilk metrelerinin sağ köşesinde iki kez üst üste top kaybedebiliyor Fenerbahçe. Tribünden güçlü bir homurtu geliyor.  Islığa üşenen taraftar tepkide hiç üşenmiyor. Aynı ruh hali evlere bile yansıyor. Bir sabırsızlık hali. Bir tuhaf öfke.

Sonra eleştiriler bazen küfüre dönüyor. Falancaya sövmekle kalmıyor, onu oynatan hocaya da, diyor şuurunu yitirmiş biri. O esnada Obradoviç’in eleştirilmezliği üzerinden bir savunma timi giriyor devreye. Bir bildiği vardırcılar. Sezon sonu bu lafları yersinizciler. Ortası bulunamıyor, çünkü Türkiye’de de Fenerbahçe’de de iklim bu. Bir yerde duruyorsun ve o yeri savunuyorsun. Orada olmayana da saldırıyorsun.

Oysa Obradoviç bir insan. Bir maç takımı kötü yönetibilir mesela. Hatta üst üste birkaç maç. Oyuncular yorgun, dalgın mutsuz olabilir. Setler uygulanamayabilir. Maçın son yeriyodunun tamamına yakınını aynı 5 oynayıp uzatmada güçsüz kalabilir. Hoca bunu halletmeli diyen şirk koşmuş sayılmaz. Datome o kadar yorulmasa şutuna blok yemez mesela, ya da Vesely smaca giderken arkasından geleni de çembere sokardı. Pota altında Milutinov üst üste o topları alamazdı. Bunları görüyorsun da, bunları küfür etmeden söyleyebilirsin. Hayatında üç kibrit çöpünü bir araya getirememişken sana tarih boyu göremeyeceğin kupayı getirenlere kredin üç maçta bitmemeli. Kredi verme yetkin her neredense artık.

Yani karmaşık gibi ama açık. Sen maç maç düşünüyorsun. O 3 saniyeye set çizebildiği gibi 8 aya da ayrı program yapıyor. Belki gerçekten birini kenarda unutuyor belki, aylar sonrasına hazırlıyor, bilemiyor. Eleştir ama büyük konuşma. Şu iyi bu kötü de, ama şundan olmaz, bu düzelmez, öteki gelişmez, deme, bu sene final four hayal, hiç deme. Günlük eleştirileri kabul ediyor da uzun sürelileri fena yediriyor.

Sen de bırak şu iyi oynadı, bunu alması hataydı, diyenler desin. Kimse tabulaştırma. Önemini küçültmez bu. Obradoviç kadar uzun süreli plan yapamıyoruz çünkü biz, taraftarız. Maç maç üzülüyoruz, seviniyoruz.

Bitirmeden diyorum ki; bizim gördüğümüz şeyleri Obradoviç’in görmemesi imkansız. Haliyle mutlaka üzerinde çalışıyordur. Hani tatile giderken evi en güvendiğiniz dostunuza emanet etmişsiniz gibi güvenle bekleyin. Ama illa bir katkımız olsun diyorsanız, salonda tek boş koltuk bırakmayın mesela. Maçın bitimine 3 dakika kala çıkışa yönelmeyin, bu takımı sonuç ne olursa olsun alkışlamak için bekleyin. Maç sırasında sadece hatalı hakem kararı ya da Sloukas’ın hatalı pasını beklemeyin gürlemek için. Bir ıslık lütfedin dünyanın en güzel takımı savunmadayken. En azından bir kısmında ayakta kalın maçın. Bu kadarını yapabiliriz bence.

Benim söyleyeceklerim bu kadar.  Siz de kendinize iyi bakın, takımı merak etmeyin. Su akar yatağını bulur.