26 Eylül 2018, Çarşamba

> Alpaslan Akkuş > Gitme(k)…
Alpaslan Akkuş

Gitme(k)…

16 Haziran 2017 10:48

Mustafa’yı tanımazsın. Benim can dostum. 8 sene Samsun’un yüksek bir tepesinden denize bakan yatakhanede birlikte kaldık.


Açlığı, tokluğu, varlığı, yokluğu, neşeyi, hüznü, ekmeği paylaştık. Yar yanağından gayrı her şeyi. Bazen birimizin dişi ağrıdı beraber uykusuz kaldık. Birbirine hiç benzemeyen kızları birbirinin aynısı duygularla sevdik. Çubuklu Samsun’a geldiğinde otelin önünde birlikte sabahladık. Nüfus kayıtlarına öyle geçmese de kardeş olduk. Sonra okul bitti, ayrı yollara savrulduk. Hayatın gerçeği bu ya, aslolan yolda olmak. Bir gün o yollar çatallanıyor ve herkes kendi güneşine doğru yürüyor.

Yıllar sonra o hayat bizi Abdi İpekçi’nin en üst koltuklarından birinde buluşturdu. Henry Turner’a alkış tuttuk beraber. Mitch Smith, Reggiie Cross’a o efsane bloğu yaptığında birbirimize sarıldık. Sonra final serisinde kaybederken birbirimize omuz verdik. Öyle ya, kardeştik. Birbirimizin evinde masaya fazladan konulan o tabaktık. Annelerimizin nasılsın sorusundan sonraki ilk merakıydık. Babalarımızın telefonu kapatırken selamı.

Yoğurçu Parkı’nda beraber heyecanlandık derbi günleri. 12 Mayıs’ta beraber gaz yedik. Göztepe maçı çıkışında sağanak altında sıçana dönerken yağmurluğunu verdi bana, ne zaman evde mevzu çıksa ilk birbirimizi aradık. Öyle ya, aile olmak için kimliğe ihtiyacımız yoktu.

Sonra bir adam geldi bu topraklara. Aynı duygularla hayran olduk ona. Her cümlesine kulak kesildik beraber, oyun setlerini konuştuk uzun uzun. Her sözünü yaşam düsturu edindik. Ne zaman umutsuzluğa kapılsak ona tutunduk. Emeğin erdemini, bahanesiz çalışmayı, her şartta üretmeyi, disiplini, oyun ahlakını aldık başımızın üstüne koyduk. Cacak’tan Ataşehir’e uzanan macerasını gün gün satır satır ezberledik. Her şeyin bittiğini düşündüğümüz anlarda bile onun gözünde aradık ışığı. Bir bildiği vardır dedik hep. O varsa umut da vardır dedik. Bazen çubuklu formayı giyenlere laf ederler oldu. O getiriyorsa bir bildiği vardır, dedik.

Sonra bir gün seni getirdi. Nasıl anlatsam bilmiyorum ki, sanki evladımız askerden döndü be. Niye o kadar çabuk kanımız ısındı anlamıyorduk o zaman. Beyazca bi oğlan işte. Bilirsin biz Hababam’ı çok severiz. Sanki arka sıradan gülümseyen Ferit’tin, bazen de parlak çocuk Ahmet. Maçta aniden bir yanardağ gibi patlıyordun. Hani kenarda şeker beyazından pancar moruna 1 saniyede geçen adam gibi. Ağaoğlu gökdelenleri gibi pota altını sarmış kulelerin üstüne öyle bir gidiyordun ki, tribünden sahaya atlayıp peşinden koşamız geliyordu. Köşeden atışa kalktığında çembere bakmıyorduk hiçbirimiz, sana bakıyorduk. Gözlerinden anlıyorduk sanki. Top sendeyse eğer, potanın üstüne o son kırmızı ışık yanmadıkça bir umudumuz vardı her zaman.

Giresun’da seninle şuta kalktık ta orta sahadan, OAKA’da tribünler gümbür gümbür sahaya inerken Avusturya’da konser verir gibi sakin hallerin nefes oldu bize evde. Hani insan hiç hatırlamak istemiyor ama pota altına yığılıverdin ya o gün, sanki senin bileğin değil de bizim yüreğimiz döndü biliyor musun? Desen ki bana bi bacak lazım, 15 bin donör kuyruğa girerdik en yakın hastanede. Bir yıl sabırla bekledik Ekpe ile birlikte o reklam panosunun altından kalkın diye. Hani İsmail Şenol dedi ya; sen kafanı salladığında bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyorduk gerçekten. Ne yazsa asıl hissiyatını anlatamıyor insan kardeşim; Mustafalarla bizim evde artık hep fazladan iki tabak var. Çubuklunun başucunda durduğu tüm evlerde öyle. Hani demiştim ya daha önce, sanki bir akşam kapıyı çalacakmışsın da, anneler “Neredesin be çocuk saat kaç oldu, doğru banyoya ellerini yıka hemen sofraya” diyecekmiş gibi. Hani böyle Boğa’dan aşağı yürürken kontrolsüzce hızlanan adımlar gibi. Nüfus kağıdında öyle yazmıyor ama kenardaki acayip adamın oğluymuşsun da bize emanetmişsin gibi.

Bize Ataşehir’in konforunda Spor Sergi günlerindeki ruhu yaşatan takımın en güzel parçası, köprüye yürüdüğümüz gün yüreğimizde yanan ateşle, trikoya ilk kavuştuğumuz günün naifliğinin buluştuğu adam, sahada fırtınaler estirip en iyi oyuncu seçildikten dakikalar sonra rakibi övebilen tevazu, salonun boşaltıldığı gergin bir maçın hemen ardından basketbol seyirciyle güzel diyebilen büyüklük, triün alkıştan yıkılırken hocası gibi takımı gösterip gülebilen muziplik, içimizdeki çocuk. Belli ki kafan karışık. Belli ki okyanuslar aşmakla baba ocağında manevi babanla kupaya yürümek arasında gidip geliyorsun. Bil ki her kararının arkasındayız, bil ki nereye gitsen senin yanındayız. Bil ki sana gitme demeyeceğiz ama gitme be.

Artık bu topraklara bahar az geliyor, yaz uzaktan geçiyor. Çok az görüyoruz güneşi. Gitme, bizi güneşsiz bırakma. Biz kimseye Obradoviç kadar güvenmedik Bogdan. Kimseyi o kadar sevmedik. Hani Beşiktaş maçının son 10 saniyesinde mucize bir hücum setini denedikten hemen sonra Kaliniç kenardan topu oyuna sokarken “Aynı aynı” dedin ya kardeşim. Sonra ateşin en güçlü anında buz gibi kalktın ya şuta. Aynı be kardeşim, o adam gibi seviyoruz seni de. Eski bir Sırp atasözünde diyor ya hani; taş yerinde ağırdır. Seni seviyoruz. Şimdi, akşam bir kez daha kupa kaldır, terli terli su içme, yatarken sırtını ört, cereyanda kalma. Yarın da eve geç kalma. Görüşürüz…





Canlı Maç Merkezi