23 Haziran 2017, Cuma

> Alpaslan Akkuş > Erdem…
Alpaslan Akkuş

Erdem…

13 Nisan 2017 11:20

Spor çok acımasızdır bazen. Emeğinin karşılığını bir yerde mutlaka alırsındır da alamadığında canın çok yanar.


Bir top çemberin bir milim önüne arkasına sağına soluna çarpmış olsa Avrupa şampiyonusundur mesela. Bazen de 90 artı 4’te direğin içine dışına neresine vurursa vursun olmayacakken öyle bir noktasına çarpar ki tam solak adamın soluna düşer ve şampiyon olursun. İşte bütün bir yılın emeği işte o milime bağlıdır. Pamuk ipliğine yani. Güney Kore’nin en güzel insanı Kim o smacı vurduğunda top bloktan biraz aşağı ya da yukarı sekse karşılanabilirdi belki. Maç dönerdi. Bu yazı yazılamazdı belki. Yazılsa da okunmazdı ya da kim bilir. Ama o topun oraya gelebilmesine kadar yapılanlar var ya. İşte hayatın asıl yazılması gereken hikayesi oradadır. Pes etmemenin, hakkını vermenin, kendine, mesleğine, takımına, saygı duymanın hikayesi. Hani diyor ya tuvalde zihniyle vicdanını harmanlayan adam “10 dakika değil 30 yıl ve 10 dakika” diye, öyle işte. 30 yıllık çalışma, bir ailenin verdiği ahlak, bir eşin eşi az bulunur desteği ve omuzlarda taşınacak bir karakter.

Hani doğunca adıyla yaşasın derler ya çocuğa, işte ona soyadını da katan bir değer; Eda Erdem. Defalarca zafer kazanırken gördüm onu, bir o kadar da kaybederken. Avrupa’nın zirvesine de çıktı, dünyanın en tepesine de. Bazen boğayı yıkacak darbeler yedi panyanın üzerinde. Hiç yılmadı. Tek ayağının üzerinde çift yürekle havalandı en kritik anlarda. Bloğu sanki elleriyle değil yüreğiyle yaptı bir iki on iki yirmi iki kez. Hiç hamaset yapmadı. Forma öpmelerle gönül almaya çalışmadı.

Formasını en çok seven sahada en hakkıyla terletendir şiarıyla oynadı her zaman. Hiç kaytarmadı idmandan. Takım kurulurken yönetici kadar, uyum sağlanması için hoca kadar mücadele etti. Tek tek konuştu arkadaşlarıyla, lafla değil eylemle örnek oldu, çok koştu, didindi. Kimseye sen mi büyüksün ben mi demedi, Logan Tom’a hayrandı mesela, gitti ne biliyorsan öğret bana, dedi. Kimsenin üstüne basmaya çalışmadı. Kim bir şeyi ondan daha iyi biliyorsa izledi izledi izledi. Sahada tepesine tepesine vurduğu kim varsa, son düdükle boynuna sarıldı. Bir futbolcu olsa bugün Yoğurtçu parkında heykelinin önünde selfie kuyruğu olurdu. Hiç dert etmedi, alkış beklemedi. Yense de yenilse de o tribünün önüne gitti, taraftarı alkışladı.

İcraattan çok şovun, hamasi edebiyatın peynir ekmek gibi sattığı topraklarda emeğiyle var olmaya çalıştı. Şimdi daha büyük bir mücadele bekliyor onu. Çünkü uzun eşekte bile karşılaşsa ölüm kalım anlamı yükleyen iki takım var finalde. Kadın voleybolda dev bütçeli iki rakibi eleyen Fenerbahçe ve Galatasaray. Hali hazırda alkışı hak eden iki takım. Elbette hepimiz kendi takımımızın eze eze yenmesini isteyeceğiz, elbette tek set bile vermeden kupayı alalım isteyeceğiz ama öncelikle bu iki takıma saygı duymamız lazım. Kupa alınsa da alınmasa da Eda’nın bu mücadelesini hatırlamamız lazım mesela.

Tribünlerde olabildiğince gür ama saygılı da olmamız lazım. Rakibi bağrımıza basmasak da sahaya gölge düşürmememiz lazım. Emeğin tabelaya yansımadığında da emek, yüreğin kupa yokken de yürek olduğunu unutmamamız lazım. Edalı çocuklarımız Erdemli olsun diye örnek göstermemiz lazım. İşte o zaman spor bir adım olsun ileri gider, işte o zaman izlediğimiz şey sidik yarışı olmaktan çıkıp yüzümüzü güldürür, belki o zaman giderek nefessiz kalan ülkenin ciğerlerine bir gram nefes üflenir...

Çok uzattım biliyorum. Bir voleybol yazısı bu kadar uzun olmamalı. Bitireyim o zaman. Kendi maçı bittikten sonra basketbol maçını izlemeye koşan, kendisine en çok benzeyen o takımı hiç yalnız bırakmayan bir kaptanınız var Fenerbahçeliler. Kameranın önünde söz konusu falansa para teferruattır, deyip, odada üç kuruş hesabı yapanların ülkesinde, hiç para konuşmayan, sadece çubukluyu en yukarı taşıyacak takımın kurulması için çırpınan bir kaptan. İdmana ilk gidip, tesislerden son çıkan bir kaptan. Ağaç olsa palamut ya da çınar, çiçek olsa nergis, film olsa Braveheart. Bir şarkı ki ömür boyu sürecek, türkü olsa, onu da Aşık Seyrani çoook evvel söylemiş;
“İbrişimden nazik sandığım güzel meğer polat gibi bükülmez imiş”​