14 Ağustos 2018, Salı

> Alpaslan Akkuş > Ekpe…
Alpaslan Akkuş

Ekpe…

17 Temmuz 2017 23:09

Dünyanın bilmem neresindeki bir rehine olayı yüzünden işten geç çıktım. Oyuncakçıya kapanmadan yetişebilmek için elimden geleni yaptım ama olmadı. Eve geldim, kapıyı açar açmaz arkasında kızımı gördüm. Gözlerini dört açmış beni bekliyordu. Yüzümdeki kırık ifadeyi görünce, almadın mı? dedi. Anlatmaya çalıştım ama odasına koştu. Yanına gittim, söz vermiştin, dedi. Gözündeki hayal kırıklığı ağzından çıkan her şeyden daha ağırdı.


Hayal kırıklığı zordur. Kırığa yol açan da hayal değil beklentidir aslen. Hani kütüphane müdürünün kızı Tuuba yazarım sana deyince yazma diyor ya Deli Emin. Çünkü oradan çok insan gidiyor, oraya az insan dönüyor. Yazarım diyince bekliyor insan. Sonra boş uzun bir yol, kimse gelmiyor. Onun için yazma. Bu topraklarda söz çok veriliyor az tutuluyor çünkü…

Sen gitmeyeceğim, buradan gitmem için çok acayip şeyler olması lazım, dedin ya, o yüzden bekledik işte. Çünkü biz sevdik mi çok bağlanıyoruz. Hüznüyle hüzünlenip sevinciyle coşuyoruz. Nefesimizi bile ona bağlıyoruz bazen.

Reklam panosunun önüne yığıldığın günü hatırlıyor musun? Hatırlıyorsundur tabii nasıl unutabilirsin ki… İşte öyle bir yerlere yığılıp kalmıştık seninle. Kimimiz tribünde koltuğa, kimi evde halının üzerine, kimi bir kafenin orta yerine. Totemden televizyon başına geçemeyenler telefonlarındaki yenile tuşunu eskitirken yolun ortasına yığılıp kalmıştı. Kendimizden çok sana üzüldük. Yüzündeki o ifadeyi aklımızın en derinine yazdık. O gözler yeniden gülene kadar sabırla bekleyecektik.

Omzundan sakatlandın sonra. Bizi telefonla konuşurken uzaktan görenler akrabamızı yitirdik zannederdi. Birkaç hafta geçti, askerdeki arkadaşımız telefon etti, hal hatırdan sonra tek soru geldi, Ekpe nasıl oldu, iyileşti mi?

Sonra ömrümüzün en güzel haftasonu geldi. İsmail Şenol çocuğu dolmuş babalar gibi haykırıyordu; Ekpe Udoh yine geçit vermiyor, duvar ördü oraya duvar. Reklam panosunun önünden kalkan duvar ustası. O kupayı kaldırıp bize ağız dolusu güldüğünde, gözlerin kara deryaları aydınlatan fenere döndüğünde güldük nihayet. Evin yakışıklı oğluyla sarıldığınız an kanepeden, kafenin orta yerinden yolun ortasından kalktık hepimiz. Bir yıl sonra ilk kez yere bastık.

Sonra bir sabaha karşı flaş flaş flaş. İnanmadık. Söz verdi, dedik. Hayal etmesek, beklentiye girmesek daha kolay olacaktı belki. Zor oldu, çok zor. Ağlayanlar oldu, konuşamayanlar ve ne yazık ki öfke nöbetine girenler. Ağızlarından çıkan kulaklarına ulaşamadı belli ki. Çok sevmişlerdi çünkü. Bir de hayalleri vardı Belgrad’a dair. Seni de oraya götürmüşlerdi. En önemli parçasıydın takımın.

Bir onsuz olmuyordu bir sensiz. İkiniz de gittiniz. Show up için yayın dışına çıkıp top çalan kaç uzun vardı ki; ya da aynı hücum içerisinde hem pas dağıtıp hem ribaunt alan kaç pivot? Spanoulis’i kim bir guarddan daha hızlı ayaklarla savunabilir? 300 hücum setinin de en önemli durağı olup kim gram sektirmeden ezberler hepsini? Uzundan uzuna pas oyununu bu kadar rahat kaç kişi oynar? İkili oyunlarda guardın işini bu kadar kolaylaştırabilecek kaça adam var?

Kaç uzun boyalı bölgedeki ekürisi sakatlandığında ayağını sürüye sürüye 10 maç neredeyse tek başına set çekebilir oraya? Kim haftada 3 maç çıkarabilir 38 dakika ortalamayla?

Bir seti düşünüp kızdılar anlayacağın bir seni. Ama bakma sen onlara, geçer öfkeleri. Seni hep bloktan sonra pota arkasındaki küçük çocuğa çak yapan halinle hatırlayacaklar. Salon alkıştan yıkılırken, eller öne arkaya sallanarak adın haykırılırken verdiğin o küçük tebessüm olacak zihinlerinde. Finalden sonra kocaman güldün ya şapkanı ters çevirip, Obra’ya sarıldın koşarak. Akıllarında hep öyle kalacaksın. Bir de Ata’nın emanetini salonlar dolusu çocuğa anlatırken çektiğin o koca gülümsemeli fotoğraflarla.

Pete Williams azmi, Henry Turner çevikliği, Mc Rae zarafeti ve Comegys ruhunu tek bedende toplayan adam dendiğinde senin adını haykıracaklar yine. Sen dünyanın en güzel takımının en şahane adamlarından biri olarak kalacaksın hep. Bize dünyanın en büyük mutluluğunu tattıran harika ekibin en iri parçası. Kollarını iki yanda sallaya sallaya, ayağını sürüyerek kenara yürüdüğün o anların üzerine Sloukasbey’in müziklerini çalarak kaydedeceğiz hafızamıza.

Bizi soracak olursan; biz yine çubuklunun peşinde olacağız. Ve hepinizi aldığı yerden 10 basamak yukarı taşıyan adamın arkasında. Yeni Ekpeler büyütürken izleyeceğiz onu. Guduriç’i evin yeni oğlu yaparken. Pancar kırmızısına döneceğiz onunla benchte, sonra o gülecek dünya gülecek yine. Bol paslı bir hücumdan sonra birbirimize bakıp, ooo yeni set, nefis nefis diye bağıracağız. Mazeret üretmeden, sızlanmadan, yeni yepyeni ufuklara ilk günün heyecanıyla yürüyüşüne katılacağız.    

Sinan’la gülüp Melli’yle coşacağız. Birinin tırnağına top değse midemize ağrılar girecek. Seni de dipten alıp eskisinden daha yukarı gönderdi ya işte, yaşın kaç olursa olsun en yükseği denemeyi ondan öğrendin ya sen de, basketbolun en yükseğini yeniden zorlama cesaretini ondan aldın ya. Bizim en yükseğimiz hep Fenerbahçe. Bizim için Obra varsa umut da var sonsuza kadar.

Bogdanımızı ve seni izleyeceğiz sabahın köründe. Akşam yine dünyanın en güzel takımını. Bir daha o reklam panosunun önüne oturma diye dua edeceğiz. Çok sayılar atasın Ekpe. Bloklar yapasın, ve umarım kaleci eldivenini giyip halı sahada buluşabileceğin güzel insanlar bulursun orada da. Bulamazsan biz buradayız.





Canlı Maç Merkezi