18 Kasım 2017, Cumartesi

> Mehmet Eyüp Yardımcı > Eğrisi ve doğrusuyla
Mehmet Eyüp Yardımcı

Eğrisi ve doğrusuyla

06 Eylül 2017 20:03

Sorunun başlangıç değil ama kangren bir hale gelmesindeki en önemli sebeplerden birisi bu tutum, anlayış...


1956 yılında İzmir’de askerliğini yaparken İngilizce bildiği için Kore Savaşı’na tercüman-teğmen olarak gönderilir. Kore’ye gemiyle gidilir; gidiş bir ay, dönüş bir ay sürer. Gemide o yıllarda ünlü olan Johnny Guitar gibi şarkılar söyleyerek mürettebatı eğlendirir.

Kore’de de Amerikan birliklerine şarkı söyler. Amerikalılar onu Harry Belafonte’ye benzetir. Karayip müziğinin ünlü sesi Harry Belafonte, kalipso söyler. Müziğini dinler, bayılır. Türkiye’de kalipsoyu tanıtmayı kafasına koyar.

1960 yılı; bir Türk hanımla evlenmiş ve Türkiye’ye yerleşmiş olan Frank adlı bir Amerikalı onu İlham Gencer’le tanıştırır.

İlham Gencer’le sahneye çıkacaktır. Önce Ayten Alpman söyler; sonra İlham Gencer, “Kore’den geldi yeni bir yetenek” diye tanıtır. Sahneye çıkar; Harry Belafonte’nin bir şarkısını söyler; salon yıkılır. İlham Gencer, “Hemen kontrat yapıyoruz” der.

İlham Gencer ona ‘Kalipso Kralı’ ünvanını verir.

Bugün bile melodisini duyduğumuz anda kanımızı kaynatan sözlerle hafızamızda silinmeyecek bir isimdir Metin Ersoy;

Ah o gemide ben de olsaydım
Açık denizlere yol alsaydım
Vız gelirdi her şey inan bana
Yerter ki ben sana varsaydım…

Kore bizlere bir kalipso kralı armağan eder 1956 yılında ve aynı Kore’de 2002 yılında oynanan "Dünya Kupası"’nda "Üçüncülük" apoletlerini Şenol Güneş liderliğinde omuzuna takarak futbolda belki de ilerisi için "devrim" niteliğinde işlere imza atacakken "karizma" eksikliği bahanesiyle yapılacak önemli işleri örteleyen Türkiye şimdilerde Metin Ersoy’un "O gemide bende olsaydım" şarkısıyla "umuda" yolculuk yapmaktadır.

Bu yolculuğa futbolda işlerin kötü gittiğinde akıla gelen ilk isim, Beşiktaş ve Galatasaray’la şampiyonluklar yaşamış, hemen hemen her Türk takımının sezon başında telafuz ettiği tek isim olan Lucescu ile devam kararı alındı.

Alkışlayanda oldu yerden yere vuranda tıpkı Fatih Terim’e yaptıkları gibi. Tıpkı futbol çizgisi içinde kalan her işte olduğu gibi.

Sorunun başlangıç değil ama kangren bir hale gelmesindeki en önemli sebeplerden birisi bu tutum, anlayış.

Fatih Terim’i yerden yere vuranlar, yaşanan olayın ardından gidişinde tef çalanlar geçenlerde Galatasaray TV’de yayımlanan Nebil Özgentürk’ün programındaki Fatih Terim’i izleyip onu anlayabilselerdi belki de tüm yargıları yıkılacaktı.

Bu yargı yıkmayı keşke 2002 yılında karizması yok dedikleri bugün felsefesine hayran oldukları Şenol Güneş için de yapsalardı.

Nalıncı keseri gibi sadece kendisine yontan medya, basınınızla bu iş hayalcilik olur. Bu medyada doğruları söyleyenler değil, söylenmesini istedikleri şeyleri söyleyenler yer almaktadır.

İşte bu anlayış, Lucescu seçimiyle sahne aldı ve başta Lucescu’nun hatalarıyla Ukrayna maçında tavan yaptı.

Ukrayna karşısında hata değil hatalar zinciri oluşturan milli takım teknik heyeti çok şükür ki! Sadece bir maç ardından son maçlarda gelenek haline gelen yedi adam değişikliğiyle gerçeği gördü ve doğru kadro, doğru sistemle tabiiki gecenin en önemli etkeni Eskişehir tribünlerinin desteği, coşkusuyla zafere ulaştı.

Eskişehir tribünlerinin zafere giden yoldaki bu coşkusu "Sen tribünde ay, milliler sahada yıldız olsun" pankartı bizlere Coelho’nun; "Sen zafere inanırsan, zafer de sana inanır" sözünü hatırlattı.

Tabiiki, bu zaferin kazanınımının ardındaki doğru sistem gerçeğini unutmamak gerekir. Futbolda kalıcı bir zihniyeti inşaa edecek isek, sistem ve bu sisteme uygun futbolcu seçimi ve yetiştirilmesini olimpiyat ateşi gibi sönmeden her daim yanar vaziyette tutmalıyız.

Bu işi yaparken, başta TFF ve futbol birimleri, teknik adamlar, futbolcular ve bunların tamamlayıcısı basın, medya herkesin üzerine düşen görevi eksiksiz yerine getirmesi gereklidir.

Sürç-i lisan ettiysek affola.

Niyetimiz kimseyi kırmak değildir,
Şuradakini buraya koymak değildir…