23 Kasım 2017, Perşembe

> Alpaslan Akkuş > Değişim…
Alpaslan Akkuş

Değişim…

06 Kasım 2017 12:03

Sadece gazetelerin arka sayfasından okurduk neler olduğunu, maçları da derbiler hariç spor programındaki bir dakikalık özetten takip ederdik.


Sadece gazetelerin arka sayfasından okurduk neler olduğunu, maçları da derbiler hariç spor programındaki bir dakikalık özetten takip ederdik. Çok daha iyiymiş sanki. Pazardan alınan formalara annelerimiz numara işlerdi. Fenerbahçe’nin deplasmana geldiği maçtan kalma örgü bileklikler, asker dolaplarının kapağına asılırdı, çay ocaklarında semaverlere, yatılı okullarda yatak başlarına. Kimin başkan olduğunu umursamazdık, takıma gelen yabancı oyuncuların adını ilk kez duyar ama anında severdik. Sevgimizin formadan ötürüydü en nihayetinde.

Gel zaman git zaman, dünyada futbol değişti, endüstri iliklerimize işledi. Bunun Türkiye’deki öncüsü de Aziz Yıldırım oldu. Yeni stat, taraftar ürünleri satan resmi mağaza, iki kentte tesisler, merdiven boşluklarına kimsenin oturmaması vesaire. Tüm bunlarla kulübün tarihini değiştirdi ama kendini değiştiremedi. Sorun da orada başladı işte. Tribünü taraftardan müşteriye evrilten başkan kendisi 1990 usullerinde kaldı. Tribünde bir grubu eleştirirken yerine kendisi başka grup koydu, filanca asbaşkanın yerini falanca asbaşkan aldı, eskiden başka bi yorumcu seslendiriyordu operasyonu, şimdi Alaettin Metin. Kulüp televizyonunda başkan aleyhine tek cümle yok ama hocalar, futbolcular duruma göre yüceltilip duruma göre yerin dibine sokuluyor. Konjonktür neyi gerektiriyorsa.

Burada en kilit ifade; 3 Temmuz. Başkan sağlam bi direniş sergiledi gerçekten. Hapis yatmayı göze aldı Fenerbahçe’yi teslim etmemek adına. En iyi ve en kötü yanı bu ya zaten; inat adam. Türkiye’de önüne geleni deviren bir makineye ilk isyan bayrağını açan da o inattı, yoları düzlüğe çıkaracak hamleleri attırmayan da o inat. Neyse konumuza dönelim. Hapisten çıkınca bambaşka bir ortam yaratabilirdi, yapmadı. GFB ile uğraşırken bütün tribünü küstürdü, öfkeyle şampiyon hocalar gönderdi, kurulu düzenleri bozdu. Baba yanında oğluyla elinde kombinesiyle tribünün kapısından döndü. Diğer yanda takımı Nisan’da şampiyon yapan hoca özel hayatı gerekçe gösterilerek gönderildi. Salona stada Avrupa standardı getirilmeye çalışılırken yönetim usullerinde o özellik hiç aranmadı. Rakip olma ihtimali belirenlere, bak belirenlere diyorum, karşı muazzam bir linç operasyonu başlatıldı. Artık herkesin bildiği sosyal medya hesapları hemen 3 Temmuz’lu hatırlatmalara, büyük oyunu görelimli paylaşımlara girişti. Ne kadar tanıdık değil mi?

Basketbolda tarihi başarılar geldi ama futbolda çöküş hızlandı. Lokomotif arıza yapınca tepki arttı. Usul değişmedi, bu kez Aykut Kocaman kozu oynandı. Hem kredisi vardı, hem yine 3 Temmuz kahramanıydı. Ama bir nokta atlanıyordu. Hoca hızlı çözüm adamı değildi, sistemde gördüğü arızalar üzerine çalışır, uzun vadede kalıcı bir başarı düsturuyla hareket ederdi.

Zaten normalde de Fenerbahçe tribünlerinin sevdiği o Allah Allah hücumuyla değil, akılla ve sabırla oynamaya çalışırdı. Avrupa ligi yarı finalini yine benzer tepkileri aldığı bir sezonda bununla getirmişti. Bu kez o kadar vakti yoktu, takımın da o kadar gücü. Çünkü kulüp maddi olarak da yönetim motivasyonu olarak da çok gerideydi. Mayıs’ta denen adamlar Ağustosun sonunda geldi. Sene başı idmanı yemeyen takı, takım olamadı. Hoca günlük çözüm kovalasa belki olurdu ama o da bunu yapmadı ya da yapamadı. Bir isyana ihtiyaç vardı, hoca ne kendi isyan etti, ne takıma ettirdi. Yine fırtınalar içinde koptu. Çünkü davranış değişiyor huy değişmiyordu. Değişmedi. Bırakma sinyali verdi, muhtemelen bırakma deniyor kendisine şu an. Bıraksa da bırakmasa da hayat istediği gitmedi. Çünkü bu ülke kafasındaki yer değil. İhtiyaç varsa orada olmam lazımla ihtiyaca cevap verememenin hüzünlü bileşimi.

Neyse efendim. Hoca kalsa da gitse de Aziz Yıldırım için yöntem değişmez. Fatura gidene, beklenti gelene yıkılır. Bir yandan mayısa hazırlanılır. Fırsat bulunan köşelerde Ali Koç operasyonun maşası ilan edilir. Bak Ali Koç diyorum. Daha yeni başlıyor mottosunu haykıran adam.

Ben şuraya notları bırakayım. Evet Aziz Yıldırım devrim niteliğinde işler yaptı, hapis de yattı, 3 Temmuz olmasa şahlanmıştık evet. Ama artık koca camianın pazardan forma alan çocuklarla bağı koptu. Hem de sonuçlardan değil sevgisizlikten. Ne endüstrinin gereği profesyonelliği koyabildik ortaya, ne Hababam’ı maça kaçıran o köklü sıcak sevgiyi. Herkes rakip, her itiraz eden hain.

Yok be kardeşim. Mavi boncuk filmindeki Münir Özkul’un kaşkoluyla sevdalananlarız biz. Ne Aziz Yıldırımla sorunumuz var ne Ali Koç’un hastasıyız. Fenerbahçe sevgisi sokaklara geri dönsün istiyoruz. Komplo teorileri, filanca üzerinden gizli mesajlar, linç politikaları bitsin istiyoruz. Taraftar tribüne geri dönsün, otel önlerinde binlerin beklediği takımı havaalanında 6 kişi karşılamasın istiyoruz. O komplo yazılarını yazanlar da, başkan da, bugün susup bekleyenler de hepimiz biliyoruz. Fenerbahçe gün gün eriyor. Bu bitsin, değişim dönüşümü getirsin istiyoruz. Fenerbahçe’ye kumpas kuruldu mu, kuruldu. Operasyon hala sürüyor olabilir mi? Olabilir. Hakem hataları var mı var? Ama biraz da başkasının önderliğinde mücadele edelim o zaman. Biraz da yenilenmiş bir güçle direnelim madem. Biraz da başka bir akılla başka bir stratejiyle yol alalım mümkünse. Derdimiz budur…