20 Kasım 2017, Pazartesi

> Mehmet Eyüp Yardımcı > Cihat Arman'dan Şenol Güneş'e
Mehmet Eyüp Yardımcı

Cihat Arman'dan Şenol Güneş'e

12 Kasım 2017 19:17

" Kalecinin seyircisi vardır veya yoktur" tartışması, Türkiye’de fikir kapısı manasız açılmış, yüzlerce konudan biridir...


" Kalecinin seyircisi vardır veya yoktur" tartışması, Türkiye’de fikir kapısı manasız açılmış, yüzlerce konudan biridir.

"Ona file bekçisi denildiği de olur. Aslında kader kurbanı, mahkûm ya da şamar oğlanı da denilebilirdi. Onun bastığı yerde bir daha çim çıkmadığı söylenir.

O yapayalnızdır. Oyunu hep uzaktan izler. Hedef mekândan ayrılmaksızın üç direğin arasında idamını bekler. Eskiden hakem gibi, siyahlara bürünürlerdi. Artık hakemler kara karga kıyafetiyle çıkmıyorlar sahaya, kaleciler de renkli fantezilerle süslüyorlar yalnızlıklarını.

O gol atmaz. Onun varoluş nedeni gol atılmasını engellemektir. Gol futbolun bayramıdır, golcü mutluluklar yaratır; kaleci ise bozguncudur, oyunbozandır.

Sırtında bir numaralı formayı taşır. İlk ödüllendirilen asla o olmaz. O her zaman ilk suçludur. Kaleci her zaman suçludur. Suçu olmasa da fatura ona çıkarılır. Oyunculardan biri dokuz kusurlu hareketten birini yaptığında ceza yine ona verilir: Bomboş alanın ortasında, cellatıyla baş başa kalır. Takımların kötü olduğu günlerde de kabak onların başına patlar, şut sağanağı altında başkalarının günahlarını çekerler.

Öbür futbolcular bir ya da birkaç kez affedilmez hata yapabilirler; ama her zaman milimetrik bir pasla, güzel bir çalımla ya da isabetli bir şutla kendilerini affettirebilirler. Onun böyle bir olanağı yoktur. Seyirci kaleciyi affetmez. Yanlış mı çıktı? Bacak arası mı yedi? Top elinden mi kaydı? Çelik parmaklar pamuğa mı dönüştü? Kaleci bir tek hatasıyla bir maçı mahvedebilir, bir şampiyona onun bir yanlışıyla kaybedilebilir. “İşte o zaman seyirci kitlesi onun tüm başarılarını bir anda unutuverir ve onu günah keçisi olarak ilan eder. Kara talihi ömrünün sonuna dek onu terk etmeyecektir. " Sözleriyle anlatır kaleciyi, büyük usta Eduardo Galeano. “Gölgede ve Güneşte Futbol.” kitabında.

Bir diğer usta İslam Çupi, bu toprakların yetiştirdiği büyük kaleci Cihat Arman’ı;

"1942 yılında İngiltere’nin Akdeniz’e devamlı yüzdürdüğü ve gazetelerindeki fotoğrafları ile dev bir tuzlu dinozor birikintisi gibi görünen filosundan Fenerbahçe Stadı’nın o zamanki adı ile ‘Orta Şark Muhteliti’ düştüğünde, yer yerinden oynamıştı İstanbul’da.

Hiç unutmam Fenerbahçe aleyhine bir penaltı olmuştu maçta.

Görülmüş bir şey değildi İstanbul’da ve galiba ilk defa bir defalık istisna idi.

Stad mikrofonu koyduğu anonsu maçı seyredenlerin kulaklarına gönderiyordu;
‘hayatında hiç penaltı kaçırmamış İngiliz Fenton, bu vuruşu güzide kalecimiz Cihat Arman’a karşı kullanacak’.

Penaltıyı kurtaran Cihat o anda sanki İstanbul’u kurtarmıştı. Ne zaman arsalarda semt sahalarında u tip vuruş olsa, ne zaman hakem disiplinine girmiş oyunlarda bir penaltı düdüğü çalınsa, yıllar yılı Cihat ile Fenton’un yaptığı düello heyecanı hiç eksilmeyen bir kalecilik menkıbesi olarak anlatıldı duruldu.

Cihat Arman, az nüfuslu İstanbul’da bizim kuşaktan en az 100 bin çocuğu Fenerbahçeli yaparak, bugünkü çoğulculuğun ilk lideri olmuştu. "

diye anlatır 29 Ekim 1991 tarihli yazısında.

Ülke futbolumuz popülist akımlarla bir çıkmasın içine sürüklendiğinden beri, futbol adına devamlılık sağlanmış başarılarla sevinemez hatta sevinmek bir yana ortak payda olacak Avrupa sahnesindeki başarılarda bile birbirimize "entari giydirme" telaşına düşeli bizi bu alanda sevindiren isimlerden birisi kalecilik mesleğinin şerefli tarihine ismini yazdırmış, yozlaşmış futbol zihniyetine kelime devrimi yaparak, karanlıkları aydınlatmaya çalışan Şenol Güneş’tir.

Cihat Arman nasıl bir dönem gelen nesilleri sarı lacivert renklere bağlılık düğümü attırdıysa şimdi futbolun 1942 yıllarından daha çok sevilen çoğunluğundaki aşırı yalnızlığında, fakirliğinde Şenol Güneş yeni nesillere Beşiktaş aşkı düğümü attırmaktadır.

Bunu yaparken Cihar Arman’a belki de yapılmayan "Basın Saldırısı" saha dışından sahaya etken olan "ayak oyunlarına" rağmen gerçekleştirmektedir.

Şenol Güneş’in yükü ağırdır, o yükü paylaşmakta tüm camiaya, tribünlere düşmektedir.

Futbol uzun bir yoculuğun kısacık adıdır, yazılan iki satırlık yazılarda ama geriye bakıldığında ter, emek, saygı, sevgi ve aşk vardır.

Seversiniz, sevmezsiniz, giydiği gömleğin rengine takılırsınız veya takılmazsınız ama şunu iyi bilin ve kabul edin, Şenol Güneş, futbol aklımızla dalga geçen Lucescu’dan daha çok saygıyı hak eden Türk çocuğudur.

Cihat Arman’dan, Şenol Güneş’e dek süren, sürecek olan olan kalecilik mesleği önümüzdeki zaman dilimlerinde bize daha nice saygın isimleri futbol tarihine yazdıracaktır önce kaleci sonra teknik direktör olarak.

Bizler futboldan keyif almaya bakalım ve bunu yaparken futbol işçiliğini en güzel yapanlara üzerindeki formanın renklerine bakmadan saygı duyma erdemliliğini ön planda tutarak.

Yorumlarınız için;

mehmeteyupyardimci@gmail.com