24 Eylül 2017, Pazar

> Mehmet Eyüp Yardımcı > Baba Gündüz
Mehmet Eyüp Yardımcı

Baba Gündüz

17 Mayıs 2017 08:26

O boş arsaları, beton ormanlara teslim edip, nefessiz kaldığımız zamanlarda, hayat damarımız futbolun neden hala ‘inadına yaşam’ dediğini çözebilmek çok bilinmeyenli bir denklem değil...


O boş arsaları, beton ormanlara teslim edip, nefessiz kaldığımız zamanlarda, hayat damarımız futbolun neden hala ‘inadına yaşam’ dediğini çözebilmek çok bilinmeyenli bir denklem değil.

Türk futbolununun dört sağlam ayağı vardır ki! Bugün kendine futbolsever, futbolcu, yönetici diyenlerin, onların yaşamlarındaki her izden çok şey öğreneceği kişilerdir.

Futbolun altın tarihine, hak ettikleri lakapları olan ”Baba” ünvanıyla yazılan isimler;

Baba Hakkı,
Baba Gündüz,
Baba Recep ve
Baba Hüsnü’dür.

Galatasaray ve Beşiktaş’ın futbol tarihine armağan ettiği bu isimlerden hayatta olan tek isim Baba Recep’dir.

Gönül penceresinden
Ansızın bakıp geçtin
Bir yangının külünü
Yeniden yakıp

Dizelerindeki o muhteşem Aşiyan’da, son istirahatgahında ebedi uykusunda huzur içinde uyuyan, Aşiyan yollarında ettiğimiz bir dua, fatiha ile ruhu şad olacak Baba Gündüz ise 17 Mayıs 1980’de yani bugün Hakka göçmüştü.

Baba Recep, unutulmaz isimlerden Baba Gündüz ve Baba Hakkı için bir röportajında şöyle der;

”Hakkı Yeten’le Beşiktaş’ta, Gündüz Kılıç’la Galatasaray’da beraber olduk. Allah ikisine de rahmet eylesin. Hakkı ağabeyin futbolu da insanlığı da en üst seviyedeydi. Gündüz ağabey de Hakkı ağabey de bizim yaşıtımız olmadığı için arkadaş gibi değildik. Saygımızdan rahat konuşamazdık.”

Temelinde saygı olan ve sevgi ile yoğrulan bir yaklayış.

Bu nedendir ki! Baba Gündüz’ler hala futbol ömrümüzün mihenk taşıdır ve her daim ezeli ama ebedi rakibimizin sembol ismi olsa da, ona karşı sevgimiz de saygımız da eksilmeyecektir.

Futbolculuk hayatında değil, teknik direktörlük ve yöneticilik yaşantısında da ”Babalık” namını sonuna kadar hak etmiştir Baba Gündüz.

Futbola ve futbolcuya bakışı her daim bambaşka olmuştur.

”Galatasaray veTürk Futbolundan Geçen Bir Dev” kitabında Mehmet Emin Kunt;

“Galatasaray-Fenerbahçe maçındayız. Maçın başlarında Ergun (Ergun Ercins) oyundan atılınca, Galatasaray sahada 10 kişi kalmıştı. Bu arada kafaya çıktığı bir ikili mücadelede Mustafa’nın (Mustafa Yürür) kaşı gözü yarılıyor; burnundan kan gelmekte. Saha kenarına geliyor ve ‘ahlar, oflar’ içinde yere yığılıyor: O dönemde oyuncu değişimi diye bir şey yok. Gündüz yanına geliyor: “Nasılsın evladım?”
Mustafa: “Galiba oynayamayacağım, bitkinim, çok kan kaybettim” diyor. Gündüz, “Vücudunda biraz daha kan var mı?” diye soruyor. Mustafa, “Evet” deyince, Gündüz, “Öyleyse çık sahaya, onu da akıt öyle gel” diyor.
Bu laf Mustafa’da doping etkisi gösteriyor; dönüyor sahaya ve o gün maç bitene kadar da hayatının oyununu oynuyor! Sonuca gelince; 10 kişilik G. Saray, Metin’in 4 gol attığı maçta Fener’i adeta sahadan silerek 5-0 galip geliyor.”

Satırlarıyla Baba Gündüz’ün yaklaşımını anlatır bizlere.

Sanlı Sarıalioğlu 2014 yılında ”Topraksaha.net” sitesi için verdiği röportajın bir bölümünde;

”Beşiktaş isminin önüne geçmişti. Böyle bir adam olur mu? Geldi reform oldu. Şeref Stadı’nda bile reform yaptı. Zihniyeti değiştirdi, soyunma odasını biraz yeniledi. Her şeyiyle bir otoriteydi” sözleriyle Baba Gündüz’ü yȃd eder.

Galatasaray ve Türk futboluna kazandırdığı Metin Oktay’ı (ki, hepimizin taçsız kralıdır) Palermo’ya yolcu ettikten sonra Palermo Kulüp başkanına, evladı kadar sevdiği futbolcusu için mektup yazarak hislerini anlatacak ve onun için satırlarında tüm babalığıyla;

”Ne olur, ona iyi bakın. Ona babacan davranın. Ne kadar büyürse büyüsün, daima sevgiye, şefkate muhtaçtır Metin” diye yazıp satırlarını;

”Metinimiz İtalya’da Allah’tan sonra size emanet sinyor. Sevgi ve saygılarımla. Gündüz Kılıç.” Diyerek bitirecektir.

Bir dönem antrenörlüğü bırakır ama futboldan mahrum bırakmaz sevenlerini. Yazarak aktarır tüm bilgisini, tecrübesini, birikimini. Hem yurtiçi hem de dünya futbolunu da yakından takip eder Baba Gündüz.

Bu yazılarından birisinde Brezilya’yı 1958’de ilk Dünya Kupası zaferine taşıyan Vicente Feola’nın 6 Kasım 1975’teki vefatından sonra 16 Kasım 1975’te ”Toplum Gözünde Ölmek” başlığıyla şunları yazar;

“Geçen gün kısacık bir ajans haberi gazete sütunlarının daha iri puntolu haberlerinin arasında ezildi gitti: “Feola öldü“. Okuyup geçen de oldu, içini çeken de. Oysa bu haberin altında dünyanın bütün ünlülerini ilgilendiren ibret verici bir dram yatıyordu. Fakat artık hatırlayan da galiba pek azdı… “ (Yazının tamamı için Mehmet Emin Kunt’un “Galatasaray ve Türk Futbolundan Geçen Bir Dev: baba Gündüz“ kitabına başvurunuz)

Bugün milyon dolarların ve karşılığında her türlü şımarıklığın, armaya ve formaya saygısızlığın yaşandığı Endüstriyel dönemde sadece Galatasaraylı futbolcu ve yöneticilere değil aynı zamanda tüm futbol alemine nasıl futbolsever olmamız gerekliliğini Galatasaray’a karşı olan hislerini;

“Galatasaray bir his takımıdır. Galatasaray feragat ve fedakârlıklarla çalışacak futbolcuların takımıdır. Galatasaray şımarıkları, kendini beğenmişleri, yalnız kendini düşünenleri sevmez. Kısacası Galatasaray, bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır” sözleriyle adeta kafamıza çivi çakar gibi çaka çaka anlatır.

Tabii her zamanki gibi anlayana, anlamak isteyene.

1970-1971 yıllarında Beşiktaş teknik direktörü Romen Dumitru Teoderescu ardından 1971-1972 yılında Beşiktaş teknik direktörlüğü yapar, Galatasaray’da yöneticilik yıllarında Baba Recep’in Galatasaray’a transferini gerçekleştirir.

Bu zaman diliminde ne yöneticilik, ne futbolculuk ne de taraftarlık düzeyinde bugün seyredip artık alışkanlık haline gelmiş hiçbir çirkinlik yaşanmaz.

Yaşanmaz çünkü her şeyin temelinde ”saygı” ve ”sevgi” ile yoğrulmuş bir ”futbol yaşamı” vardır.

Kusurumuza bakma, bizi affet Baba Gündüz. Sizlerin tertemiz bıraktığınız o emanete doğru düzgün sahip çıkamadık. Renklerimiz farklı olsa da, aşkımızın aynı olduğunu kavrayamadık.

Bizleri kavga ve küfürle, her türlü pislikle hapsettikleri ”futbol hapishanesinde” yaşamayı, sizler gibi olabilmek gayretine tercih ettik.

Bu aşamadan sonra ki tek korkum, sizlerin emanetine sahip çıkamamak ve bu kirlenmişlikte sizlerle özdeşleşen ”Babalık” makamınında sakız gibi çiğnenip hak etmeyenlere paye olarak verilmesini duymak ve görmek olacaktır ki inşallah bu kadar saçmalığı yapmayacak kadar sizlere karşı birazcık hissiyatları vardır.

Evet 17 Mayıs 1980 idi New York’ta iken göçüp gidiverdi uzaklara Gündüz Kılıç. Bir farklı dinler oldum MFÖ’nün ”New York Sokaklarında” şarkısını, ne diyorlardı şarkının bir bölümünde;

”Kimseleri görmedim
Uçuverdim uzaklara
Memleketi düşündüm
New York sokaklarında”

ve ne diyordu Cemal Süreya dizelerinde;

“sizin hiç babanız öldü mü?

benim bir kere öldü kör oldum.”

Bu yüzdendir futboldaki körlüğümüz, el yordamıyla düşe kalka ilerlemeye kalkışmalarımız.

Ruhun şad, mekanın cennet olsun Baba Gündüz...