09 Aralık 2016, Cuma
> Mehmet Eyüp Yardımcı > Zafere kaçış

Zafere kaçış

16 Mayıs 2016 18:54

Yönetmenliğini John Huston’ın yaptığı Escape to Victory (Zafere Kaçış) filmini seyretmeyen futbolseverin sayısı parmakla sayılacak kadar azdır.



Yönetmenliğini John Huston’ın yaptığı Escape to Victory (Zafere Kaçış) filmini seyretmeyen futbolseverin sayısı parmakla sayılacak kadar azdır.

2. Dünya Savaşı sırasında esir düşen bir grup müttefik askerin, işgal kuvvetlerinin ellerinden kaçma planlarının konu edildiği filmde, Nazi subayları propaganda amaçlı düzenledikleri bir futbol maçında, müttefikleri her türlü olumsuzluk altında tutarak ezmek ve galibiyet alarak üstünlüklerini ilan etmek isterler ama işler onların istediği gibi olmaz.

Kimler yoktur ki! filmde;
Michael Caine (Yüzbaşı John Colby), Sylvester Stallone (Yüzbaşı Robert Hatch) yanısıra Dünya kupası kazanmış usta ayaklar;

Pelé (Onbaşı Luis Fernandez rolüyle) Santos FC, New York Cosmos’da futbol oynamış.

Bobby Moore (Terry Brady rolüyle) West Ham United, Fulham FC’de futbol oynamış.

Osvaldo Ardiles ( Carlos Rey rolüyle) Tottenham Hotspur’da futbol oynamış.

Beşiktaş uzun süren şampiyonluk hasretini dün film tadında, güzel ve akıllı bir oyunla kendi evinde, kendi taraftarı önünde elde ederek, zafere doğru kaçışını tamamladı.

Hep tartışılan, varlığı ile yokluğu ayrı bir konu olan Tolga, dün akşam yaptığı kurtarışlar ve takım içindeki otoriter yapısıyla, gelecektede kaptanlık pazubandını koluna ilk takacak isim olarak adını yazdırdı. Zaten kendisinden de bu bekleniyor.

Atiba ise kendisine hangi övgü dolu söz söylense yanında hafif kalan bu takımın şampiyon olmasında en büyük varlıktır. Birgün dahi futbol kimlik çizgisini değiştirmeyen, oynadığı her maçta takıma katkısını üst düzeyde tutan böyle profesyollere daha çok sahip olmak, başarıların sürekli olması demekle aynı anlamdadır.

Geldiğinde, gittiği zamandan daha farklı olabileceği hakkında kafalarda soru işareti bulunduran Quaresma özellikle, ligin son önemli virajında vites arttırarak oynadığı futbolla göz doldururken, Osmanlıspor maçında estetik hareketle gönderdiği top, ağlarla buluşsaydı sezona imzasını farklı atacaktı.

Quaresma gibi gelişi kafalarda soru işareti bıraktıran Gomez, her hafta bir şaka oynayarak hem attığı goller hem de sergilediği Alman kimliğiyle ben Fiorentina4daki günleri geride bıraktım diyerek gol krallığı tacına uzanmaya son hafta girerken devam etti.

Bu senenin bir farklı ismi Oğuzhan ise, kendi içindeki gelişimini iki, üç basamak ileriye taşıyarak orta sahada Beşiktaş4ın geleceği olacaktır.

İsmail, Tosic, Olcay, Gökhan Töre, Sosa, Kerim, Beck, Serdar, Necip hepsinin bu şampiyonlukta katkısı ayrı ama sanırım buradan başka bir parantez açarak Cenk Tosun’a ayrıcalık yapsak kimse bizi yadırgamaz.

Takıma yedek kulübesinden, saha içine varana kadar, fizik, psikoloik ve puan katkısı kesinlikle tartışılmaz. Tüm katkılarına rağmen bir kere neden ben hep yedekteyim dahi demeyişi ise forma ve armaya olan sevdasının tek sebebidir.

Futbolcuların ötesinde saha kenarında öyle bir isim vardı ki! bu sene, kendisine milli takımı dünya üçüncüsü yaptığında, edepsizce senin karizman diyenlerini yüzünü kızartan Şenol Güneş’i ve ekibini unutmamak lazım.

Şenol Güneş, insani kimliği, bilgeliği tüm teknik direktörlük süresince özenle kurduğu cümleler ile bu ülkeye, bu ülke futboluna üç gömlek fazladır.

Bu filmin yazan herkese, sayın başkana ve yönetim heyetine, teknik direktör ve ekibine, futbolculara, Süreyya ağabeye ve arkadaşlarına, doktorundan, masörüne, tribünde olan olamayan tüm taraftarına bu şampiyonluk analarının ak sütü gibi helaldir.

Beşiktaş, babalardan evlatlarına teslim edilen emanettir.

Rahat uyu babacığım, Beşiktaş’ın şampiyon oldu...

Rahat uyu onursal başkanım, Beşiktaş’ın şampiyon oldu....

Biliyoruz ki! dün gece yağan yağmur değil, senin bizleri ıslatan tertemiz gözyaşlarındı...