17 Ocak 2018, Çarşamba

> Hakan Dilek > Süper Ligimiz sesleniyor; üstüne hafif bi şeyler al da gel!!!
Hakan Dilek

Süper Ligimiz sesleniyor; üstüne hafif bi şeyler al da gel!!!

14 Aralık 2017 15:45

Evet krallar orada, prensler, paşalar orada... Aşşada o çim sahanın ortasında her yanında. Peki soytarılar,dalkavuklar, kavukçular, pişekarlar nerede?...


Dar zamanlarda yaşıyoruz… Kriz mriz dinlemeksizin bütün büyük paralar, aklımızı donduracak paralar onlara, futbolculara veriliyor. Yakıcı güneş ya da kar yağmur altında başka ya da daha doğru bir deyişle “Yağmurladaaa / çamurlardaaa” Savaş zamanları korunan kalelerden alıyor miladını çim sahadaki kaleler. Ama artık top tüfek, mancınık yağ kazanlarına ihtiyaç yok. Onun yerine dizginlenemez ilahi arzularımızın karşılığı ince öbstrüksiyonlar, hafif yollu itmeler, topu iğne deliğinden geçiren incelikleri var futbolcuların.

Bu savaşı ince bin oyun bir gösteri ve tüm orada olanların katıldığı bir ritüele dönüşmesini sağlayan bu ince işçiler topluluğuna tapıyoruz biat ediyoruz, bazılarına neredeyse daha fazla biat ediyoruz daha fazla tapıyoruz. Bizim deliliklerimizin ve en akıl almaz yanlarımızın sahadaki temsilcileri onlar. Tünelin önünde göründüklerinde başlıyoruz onların aldığı trilyonları helal ettirmeye; “Alemin kralı geliyooooor geliyoooor geliyooooor...”

Evet krallar orada, prensler, paşalar orada... Aşşada o çim sahanın ortasında her yanında. Peki soytarılar,dalkavuklar, kavukçular, pişekarlar nerede? Arıyor insan... Arıyor... Yine de birlikteyiz bir şarkının, bir fotoğrafın içinde...

Üstlerinde gıcır gıcır üniformalarıyla bi azamet salınıyorlar çim sahanın üstünde, meşin yuvarlağın peşinde. Bazen çok uzaklardan attıkları bir şutla klitorise dokunduğumuz anı yakalıyoruz filelerle kucaklaşmasında. Ööle olmuş olmalı ki Şöyle bir şeyler söyleniyor karşı tarafa doğru; “Giren çıkan Fener’e-Cim Bom’a-Kartal’a- falan... Bir girip çıkma eyleminin özneleri futbolcular...

Yüzbin kişilik stadlar, TV başında milyonlarca izleyiciyle futbol, tüm bir tarihi akışmanın içinde yeryüzü kültürünün en büyük katılımını sağlıyor. Müsabakanın açıklanmaya açık olması dahası bin bir göz ve fikirle olayı izleyen insanlara yeniden- olayın kendisini ve görülmeyen yanlarının- işin arka tarafını yeniden o insanlara anlatmak isteyen -istemese de buna zorlanan- bir sürü yazar çizere ve taraftar denen kitleye bir acaip mesai yaptırıyor.

Evet acaip bir mesai yaptırıyor, yoksa koca bir sektör içinde barındırdığı enerjiyi sağlıklı bir şekilde toplayamaz istediği yere kanalize edemez. Yani iş, ekmek ve üretim üzerine yapılacak bütün spekülasyonların önüne geçiyor biricikleşiyor, tekleştiriyor, idealize ediyor. Çocukluk rüyalarımızın içine sızıyor, kristal gecelerimizin hayali oluyor... Oluyor. Olmak halini onunla tanımlayan koca bir kitle sürüklüyor arkasında tam anlamıyla.. Tam anlamıyla sürüklüyor evet. Turgay Renklikurt 1997’lerde futbol Türkiye’de geleceğin dini olacak demişti.

İşte artık tiyatroları kıskandıracak, orkestraları özendirecek bir ritüel her hafta, her haftada dört gün boyunca mabedlerde bir tören bir ayin inceliğiyle sergileniyor. Sergileniyor, çünkü kitleler en büyük gösterilerine hazırlanıyorlar o büyük gün; Ne zaman gelecek oo büyük gece / Ne zaman gelecek oo büyük gece / bekliyorum seni filanca yerde / bekliyorum seni filanca yerde...” filanca yer Ali Sami Yen ya da İnönü veya Fenerbahçe Stadı olabiliyor.

Yer mekan taraftarın rengine göre değişebilir ama fiililivatanın içeriği değişmez. Çünkü beklemekten murat fiililivatanın bütün inceliklerini sergilemek, karşı takımın anneleri ve bütün dişi akrabalarıyla kurulacak ilişkinin pornografik öğelerini bir bir açık etmektir. Her şey ayan beyan sahanın ortasında, tribünde bir yerlerde zuhur etmektedir, etmelidir çünkü. Çünkü bi sürü ayıpsanan! şey bizim içimizi en dışarıya kusturarak çıkartacak şekilde ayan beyan ortadadır.

Burada koydukları tavırla tiyatrocuları mı kıskandırmak istiyorlar ya da söz ustalarını mı bunalıma sokmak istiyorlar düşünüyor insan... Bu gürültülü patırtılı muhteşem kalabalığın ortaya koyduğu mesaiyi, verimliliği, ya da kimine göre boş eylemi anlamamız lazım. Birbirlerini acımasızca yerin dibine batıran yazarlar, futbolcusunu acımasızca eleştiren antrenörler, TV’de itin götüne sokup çıkartılan hakemler ve bunu yapan tv yorumcuları, federasyon yarışında önde olmak ve kalmak isteyen zevat hep bu fiililivata enerjisinden besleniyor.

O kravatlı ve parlak görünümlü beylerin tv kanallarında programın -ve gecenin ilerleyen saatlerinde- komik giysili hokkabazlar gibi ne şaklabanlıklar yaptığını öfkelerini ortaya döktüklerinde görüyorsunuz. Gecenin başlayan, duran, ilerleyen tüm zamanlarında tek bir şeye odaklıyorlar biz; Futbol... Futbol bize şöyle sesleniyor şuh sesiyle, üstüne hafif bir şeyler al da gel...

3F’nin sonuncusu Fado, Fiesta’dan sonra bilinen fenomen, Salazar’ın tenasül organı arasına sıkışan şey; Futbol. Fado’nun da Fiesta’nın da Futbol’un da hastasıyız. Bizim için bir hastalık hali futbol. ‘Hastasıyım o takımın o renklerin’ diyenimiz milyonlarca. O zarif ayak oyunları, mis kokulu ara paslar, narin çalımlar, o alımlı kıvraklık sahada, aklımızı başımızdan almaya yetiyor.

Hiçbir yakınlıkta bulamayacağımız o kıvraklığı, o narinliği o zarifliği ama o geçirme! anının sertliğini seviyoruz. Topu kaleciyi geçtikten sonra hafifçe çizgiden içeriye bırakma anındaki sevinmemiz, topu yaradana sığınıp zdoonk diye bir sesle şutlayıp o topun direğe çtonk ,sonra sprıııssss diye çıkardığı seslerle ağlarla buluşması başka türlü bağırttırıyor bizi. Çıldırıyoruz dahası...

Binlerce insanın stadyum içinde o toplulukların bir arada bulundukları bir anda aynı şarkıyı dillendirmesi insanlığın zaferidir. Tarihin en büyük korosudur bu. Yeryüzünde hiçbir dönemde insan seslerinin fırtınasıyla göklerin savrulduğu böyle büyük bir şölen, bir bayram olmadı. Zevkin ve şiddetin doruk noktaya çıktığı, çılgına dönen bir koronun şarkıları marşları içinde aşklarını dile getirmesi, tarihin en büyük evrensel karnavalını her hafta yaşatıyor bize.

Her hafta forma renginin damarlarımızı saran sıcaklığını duyumsamak için koşuyoruz dizi dizi insan topluluklarının biriktiği yere... Mevsim yaz kış da olabilir ne gam... Biz ahde vefa tadında aşkların, geri alınmış ve bir daha verilmeyecek kalelerin savunucusuyuz... Belki de hep savunmadayız bu hayatta.. Trilyonları götürenlerle aramızdaki uzaklık giderek açılsa da ne gam... Biz bu farklılığı ortadan kaldıracak büyük ve çok fazla an üretiyoruz o “+”doksan dakikada...

Süper Lig’imiz başlıyor bize seslenerek; “Üstüne hafif bir şeyler al da gel!”





Canlı Maç Merkezi
YAZARIN TÜM YAZILARI