09 Aralık 2016, Cuma
> Alpaslan Akkuş > Obradoviç’in öğretileri…

Obradoviç’in öğretileri…

20 Nisan 2016 15:39

Baştan söyleyeyim, tribünden ve televizyondan izleyerek ne kadar bilgi sahibi olunursa o kadar biliyorum basketbolu teknik olarak.



Sonuçta geceleri NBA için saat kuran, Euroleague maçlarını istisnasız takip eden insanlarız. İçeri devrilmeler, ikili oyunlar, penetre etmenin faydaları , alan savunması, filan biliyorum. Çocukluğumuzda Abdülcabbar’ın huk şatı seviyesinde olan terim ve yorum bilgimi biraz ileri taşıdım. Ama dersen ki Obradoviç’in şapkadan çıkardığı tavşanları görebiliyor musun? Evet ama ben fark ettiğimde o tavşan çoktan havucu yemiş oluyor.

Kişisel bilgi seviyesi açıklamasından sonra gelelim bu yazının neden yazıldığına. Çünkü ben Obradoviç’i bir basketbol koçu olarak izlemiyorum. Bir yaşam felsefesinin peşindeyim. Doğduğum günden bu yana aradığım rehberimi bulmuş gibi hissediyorum. Neler yaptığını şöyle bir düşünüyorum; hiç şikayet etmiyor mesela. Şu oyuncum sakatlandı, bu formsuz, diye ağlamıyor. Yeni durumu görüyor, analizini yapıyor ve hemen çözüm sürecini başlatıyor. Sezonu bir bütün olarak kafasında planlıyor, sonra her maçı çeyrek çeyrek dilimlere ayırıp bambaşka şeyler deniyor. Bir sene önce final four yapan takımı büyük oranda değiştiriyor. Yetenekten sonuç alamadıysam karakter ve mücadele kadrosu kırarım, diyor, karşımıza bir saygı abidesi çıkarıyor.

Bakın bugün çubuklu formayı evin arabanın anahtarını emanet edebileceğiniz adamlar giyiyor. Her biri geldiği takımda birinci adam olmuş bunca yıldızı eski takımında attığı şutun onda biriyle mutlu edebiliyor. Önce kendisi inanıyor, sonra çevresini inandırıyor. Yalan söylemiyor, gaz vermiyor, oyun çiziyor, sistem anlatıyor. Hangi oyuncu savunmada nerede duracağını, rakipten hangi oyuncunun nereden devrilip nereden şuta kaçacağını ev adresi gibi ezbere biliyor.  Adamın ilk beşi, matematik, fizik, kimya, psikoloji ve sosyoloji.

Yaptığı bütün açıklamaları, verdiği bütün röportajları tek tek okumanızı öneririm. Her birinde onlarca hayat dersi var. Felsefesinin birinci adım işine saygı duyup çalışmak. Bunu kendisi o kadar güçlü uyguluyor ki, çevresindekiler duyarsız kalamıyor. İkincisi kendini sürekli geliştirmek. Her maç ama her maç yeni bir taktik çıkarabiliyor çantadan. İki saniyeye hücum çizebilmesi bu yüzden. Oyuncusuna saygı duyuyor, karşısında öfke patlaması yaşasa bile oyuncu bunun tamamen kişisel gelişimi ve oyun gereği olduğunu biliyor. Mesela bak, maçın ortasında kızınca patlıcan gibi morarıyor, ama beş saniye sonra Bogdanoviç’e bir bakıyor, yeminle babası öyle sevgiyle bakmamıştır.

Kendini geliştirsin diye 18 yaşında çocuğa özel set çiziyor. Hem de NBA takımıyla oynarken. Asabi adam hüviyetinin arka kapağında bir Hulusi Kentmen yatıyor. Yaptığı işe değer veriyor. Oyuncusuna izin verdiğinde bile kendisi çalışıyor. Basketbolun lider ülkesi sürekli değişse de Obradoviç’in kişisel ekolü hiç bitmiyor. Çünkü hep yeni şeyler arıyor. Yılmıyor, zirveye çıktığı için yan gelip yatmıyor, daha ötesi yok ki, demiyor. En acayibi adam işine ego karıştırmıyor. Tarihin en başarılı basketbol adamı madalyonu boynunda asılı ama kendisini her zaman takımın gerisinde tutuyor.

Çatışmada en önde ama zafer kutlamasında görünmez oluyor. Haberim yokmuş gibi çek panpa figürüne alışık bir ülke için her hareketiyle insanlık dersi veriyor. En önemli özelliği karizması işte bu yoğun emeğin bir bütünü olarak ortaya çıkıyor.

Sözün özü; Obradoviç maden işçisi kadar ağır işçiliği ile bilim adamı kadar ince zekasını birleştirince ortaya bu çıkıyor. Bir fabrika gibi insan üretiyor. Sahaya çıkardığı herkes işte bu yüzden gücünün yettiği son ana kadar mücadele ediyor. Şimdi derin bir nefes alın ve Obradoviç’in elinde oyuncuların gelişimini tek tek aklınızdan geçirin. Sezon boyu eleştirilen Kaliniç’e, lider olamaz denen Bogdanoviç’e, sokak basketbolcusu haylaz Bobby Dixon’a bakın. Şifre orada duruyor.

Obradoviç bu ülkenin basketbol tarihini değiştiriyor. Yapılmayanları birer birer yıkıp ilerliyor. Ama aslen onu bir insan olarak daha dikkatli izlemek gerekiyor. Çünkü bize daha öncelikli başka şeyler anlatıyor. İnsan ona her bakışında aklına bir şarkı düşüyor. Baharda kuşlar gibi…