09 Aralık 2016, Cuma
> Alpaslan Akkuş > Dünyanın En Güzel Takımı…

Dünyanın En Güzel Takımı…

15 Haziran 2016 08:14

Spor tarihimizin en büyük başarısına bir ribaund kadar yaklaşan bin insan topluluğu var.



20 sayı geriden geldikleri bir maçta hakemler tarafından doğrandıkları halde bütün sene yaptıkları gibi son topa kadar gelen bir takım. Aynı dakika içerisinde bir hatalı yürüme ya da bir faul çalınsa bugün adları başka yerlerde yazılacak 14 yürekli insan. O büyük travmadan sonra 2 çok sert seriyi zaferle bitirip Türkiye şampiyonluğuna ulaşabilecek kadar küllerinden doğabilen bir ekip. Yaz yaz bitmez. Bunca senedir tribündeyim. Çok iyi takımlar nice şampiyonluklar gördüm. Şu soruya cevap ararken hiç bu kadar zorlanmamıştım. Yılın oyuncusu kim?

Zor maçların en zor anlarında sorumluluk alıp uzaydan üçlük, kök hücreden turnike atabilen, bazen en yukarda ribaund bazen parkede kayarak top kapan Datome mi?

Euroleague finalinde gözlerinden ateş çıkarak isyan eden, Teodosiç’e maçın son saniyelerinde kalbine vura vura biz yüreğimizle oynuyoruz diye bağıran Chicago çocuğu 1.78lik dev Bobby mi?

Finalde kaçırdığı 10 serbest atışa rağmen tek kelime kızamadığımız, göklerin hakimi, geri düşülen maçların enerji reaktörü Vesely mi?

Onun yokluğunda neredeyse bütün maçı sahada dünya devlerine blok travması yaşatarak geçiren, dizini sürüye sürüye ileri geri koşan Ekpe mi?

En az 4 maçı son saniyede Fizan’dan attığı üçlüklerle getiren, komşunun yakışıklı oğlu, sevmelere doyamazsın Bogdan mı?

İsminin ve cüssesinin büyüklüğüne zekasını katarak maç tansiyonunu düdüklü kombi derecesi gibi ayarlayabilen, yedek kaldığı final serisini “biz takım arkadaşı değil kardeşleriz” diye bitiren Antiç mi?

Sayısını görev adamlığını geçtim, 2.20lik cüsselere karşı kale gibi duran büyük savaşçı Kaliniç mi?

Büyüdüğü toprakların doğal sonucu olarak sahada bilimsel zekayla isyankar yüreği buluşturan, yok artık paslarının Kostas’ı Sloukas mı?

Hatta aldığı süre bu ustalarla kıyaslanmasa da köşeden üçlük atan nişancıdan, turnikelerle coşan, savunma abidesine dönüşen, isyankar kaptan Melih mi?

Herkesin yanıtı başka. Belki sonuca etkisi ve devamlılığıyla en yüksek oy Datome’ye, belki yürekli Bobby’ye, belki cefakar Ekpe’ye. Ama bir takım 9 tane yılın oyuncusu çıkarabilir mi kardeşim?

Çıktı işte.

Bunun asıl mimarı, her oyuncusunu ayrı ayrı geliştiren, onları ucuca ekleyerek bir yaşayan onur heykeli oluşturan Obradoviç’tir.

Çok anlattım, uzun uzun yazmayacağım onu. Eseri ortadadır.

Dünyanın en güzel takımı sezonu bitirdi. Avrupa ikincisi ve Türkiye Şampiyonu olarak.

Bütün sene boyunca bize basketboldan, spordan öte hayat dersi verdiler.

Mazeretlerden, tembelliklerden, değerim bilinmiyor, hakkım verilmiyor sızlanmalarından geçilmeyen topraklara mücadeleyi gösterdiler.

Tek değil bütün olmanın önemini gözümüze soktular.

İşine saygıyı, iş ahlakını, takım olmayı gösterdiler.

Pes etmemeyi, isyankar olmayı, korkularının üstüne gitmeyi, kaybedeceksen de bunu başı dik yapabilmeyi öğrettiler.

Dönem değiştikçe birbirini satmaların geleneğe dönüştüğü topraklara birbirinin sırtını kollamanın yüceliğini gösterdiler.

Eylemin az lafın bol icraatın az olduğu topraklarda eylemin manifestosunu yazdılar.

Mesele forma öpmek değil, o formayı layıkıyla ıslatmaktır dediler.

Gerçek lider söylemez yapar, gerçek bilge göstermez uygular.

Lafla değil her hareketleriyle bize şunu dediler;

“Sızlanmayı bırak ve hayallerinin peşinden git, beğenmediğini değiştirmek için mücadele ver”

Öğrettikleriniz, yaşattıklarınız, yaşadığımızı hissettirdiğiniz için,

Teşekkürler Dünyanın En Güzel Takımı.

Seneye Avrupa Şampiyonluğu yazısında buluşmak üzere…

Ve teşekkürler 2 saniyeye set çizen, hayallerimizin bile ötesinde gezerken hala kendini geliştirmekten bahsedebilen Dünyanın En Bilge Adamı.

Hayat direniştir…